serminyasarofficial serminyasarofficial

3,307 posts   877,017 followers   310 followings

Oyuncu Anne  Tarihi Hoşça Kal Lokantası, Dedemin Bakkalı, Sihirli Değnek, Oyuncu Anne, Tilki Masalları, Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler, Cingo kitaplarının yazarı

Çocuklar çok istiyorlardı, ki zaten bütün çocuklar ister. İşin açığı ben de çok istiyordum. Ama işte annem “be yavrum senin işin sana yetiyor; delirme” dedi; Asiye Abla “kız anam kokuyor, istemem” dedi; vazgeçirdiler beni. Bir gün çocuklar konuyu tekrar açtılar; dedim “tamam ben de istiyorum ama işte bak bana da alma diyorlar, söyleyin, ben ne yapayım?” Tuna ayağa kalktı, “Anne bak, sen büyüdün artık, büyüdün, yetişkinsin sen, kararlarını kendin ver, izin verme sana karışmalarına” dedi.😊Bazen Hababam Sınıfındaki Şaban’a bağlıyorum hemen. “Büyüdüm dimi, evet😬” deyip, söz verdim. “Tutmayın beni, sahipleniyoruz köpeği.”
Komşumuzun köpeği yavrulamıştı, onlar birinin adını Cingo koydular, yedi yavrudan birini de biz aldık. Nedim’in vefatından önce kararı verdik, yeni eve taşınır taşınmaz kulübesini alacaktık; oturup isim düşündük. Herkes fikrini söyledi. Biz Nedim’le birbirimize hooop! diye seslenirdik. O “Hoop koyalım” dedi; “Biz birbirimize seslenirken o da koşar gelir😊.” Herkes başka isim söyledi, üzerinden çok zaman ve ama sadece iki ay geçti. Ve evimizin yeni üyesi dün sabah aramıza katıldı. İsmi Hoop. Bundan sonra evde en çok söylenen kelime Hoop olacak. Hoop yapma, Hoop dur, Hoop gel oğlum... Böylece her gün onu da anacağım, bilmem kaç yüz bin kere😊Dün gece bahçede uyudu, kulübesinde. Anne bizimle uyusun, dediler. Olmaz dedim, üstüme gelmeyin, eve giremez. Büyüdüm ben tamam mı? Bu evde benim dediğim olur. Bitti, nokta, kapandı konu, bahçede uyuyacak! Ama söylerken kendim de pek inanmadım, çocuklar zaten hiç inanmadı. Hayırlısı bundan sonrası. 😊Hoş geldin Hoop...

“Anne” diyor; “düz düz dizme, yıldız-kalp, yıldız-kalp diye koyalım, örüntü çalışması olsun. Hem kurabiye yapmış oluruz, hem kafamız çalışır.”😊Bir zamanlar oyuncu anne mi ne bir kadın vardı, bunlar onun başının altından çıkan naneler hep...

Bugün mezarlığa gidince şunu düşündüm. Aslında bunu her gittiğimde düşünüyorum. Pek çok mezarda çiçekler, güller, zambaklar dikili. Bu demek; sevdikleri onları dolaşmış, onlara gelmiş, önemsemiş. Ama pek çoğunda güller solmuş, zambaklar solmuş, dikenler, yabani otlar sarmış etrafını. Bu demek; sevdikleri gelmez olmuş... Bugün Gülseren Abla’ya sordum dolaşırken; “Abla be dedim, bak gelmişler, bunu dikmişler, gelmişler bunu dikmişler; sonra bak gelmez olmuşlar. Acaba insan ne zaman gelmez oluyor?” Sonra bir mezar gördük öyle, üstünde yabani otlar, kurumuş dikenler, kuru otlar... Ayşe Hanım diye birinin mezarı... Gel dedim abla biz temizleyelim Ayşe Hanım’ın mezarını. Oturduk başına topladık hepsini. Suladık. Bir tek diken kaldı, kalın bir diken. Onu koparamadım, kök salmış iyice. Mendille tuttum, asıldım çıkmadı. Gülseren Abla da tuttu bir ucundan, asılıyoruz, çekiyoruz gelmiyor. Annem de geldi yardıma. Hababam çekiyoruz dikeni; çıkmıyor. Dedim “Ay durun daha zorlamayalım, Ayşe Hanım’ı da çıkartıcaz yerinden şimdi diken sökelim derken”😊Sonra güldük öyle, ağlarken güldük. Ama bence Ayşe Hanım da gülmüştür. Dikeni çıkaramadık ama kestik, kurtulamadı bizden. Nur içinde, ak pak yatsın Ayşe Hanımcım artık her kimse...

Kabristanları severim, girip dolaşırım öyle fırsat olunca. Nedim’le ilk kez şehirler arası bir yolculuk yapıyoruz. Afyon Dinar’da bir mezarlığın önünden geçiyoruz. Dur dedim, dur, buralarda bir yerlerde benim çok sevdiğim bir abimin ana babası yatıyor, onları bi görelim. Şaşırdı, ama durdu da. İndik. Hava soğuk. Sarındık montlara yürüdük mezarlıkta. Epey dolaştık. 82’de doğmuş ve aynı yıl veda etmiş bir bebek mezarı gördük. Dedim bak, yaşasa benimle aynı yaşta olacakmış. Bazı mezarlara dua, bazılarına su verdik. Akif Hocamın ailesini ararken tesadüfen @banudagistan’ın dedesinin mezarını bulduk, dua ettik. Sonra hadi dedim, gidelim şimdi. Mezarlığın kapısında arabaya binerken bana uzun uzun baktı. “Yahu ne ilginç kadınsın” dedi. Ben de ona uzun uzun baktım; “Belki de ben normalimdir, ilginç olan sensindir” dedim. Yol boyunca bunu konuştuk. “Nesi ilginç bir anlat bakayım,” dedim. “Yani ne bileyim normal bir kadın tarihi yerleri falan gezer” dedi. Dedim “E tarihi işte ya, daha ne kadar tarihi olsun?” “Başka bir şehire gidince alışveriş yapar mesela” dedi. Dedim “Biz yaptık kendi aramızda alışveriş, sen görmedin.” Her lafını tıkadım ağzına. Bana hiç unutmayacağım bir söz söyledi. “Seni anlamaya çalışmayacağım, sadece yaşayacağım, çünkü her şey çok değişik.” “Valla hocam dedim, çok akıllıca bir hareket olur.”😊 Bu ilk mezarlık ziyaretimizdi. Sonra bu aramızda bir espriye dönüştü. Bir yerde mezarlık görünce “Gezeceksen durayım” dedi; vaktimiz varsa durduk, pek çok köy mezarlığını ziyaret ettik. O ilk mezarlık ziyaretimizden 17 ay sonra şimdi Kırklareli mezarlığındayım. Hayat çok ilginç. Onu görmeye geldim. Sabah altıda çıktım yola, garip ama tuhaf bir heyecan yaşıyor insan. Bu da bir kavuşma çünkü, bu da bir buluşma. Banu’nun yakışıklı kayınpederinin vefat haberini aldım sabah. Nedim’e söyleme ihtiyacı hissettim duyar duymaz. Gelince söyledim. Birlikte bu mezarlığın önünden geçiyor olsak şimdi “Gezeceksen durayım” derdi gülerek, biliyorum. Ben yine öyle mezarlar arasında dolanırdım, o da beni izlerdi. Şimdi farklı mı sanki? Bazı şeyler çok değişti, ama aslında her şey aynı, yine aynı, yine aynı.

Mete ile arabadayız, eve gidiyoruz. Yol boş, akşam üstü, kuş sürüsü geçti gözümüzün önünden. Sevdiğimiz, hep birlikte dinlediğimiz şarkılardan birini açtım. Arkadan bir ses geldi. Baktım kafasını cama dayamış, gözleri yaşlı. Ne oldu, diye sordum. Eski günleri düşününce duygusallaşıyorum, ağlıyorum, dedi. Müziği kapattım; yol boyunca konuştuk. Dedim ki; biliyor musun aynı eski günleri ben de düşünüyorum; ama bu beni gülümsetiyor. Seninle, çocuklarla, Nedim’le, ailemizle yaşadığım her şeyi hatırlamak beni mutlu ediyor, düşündükçe kendimi iyi hissediyorum. Aynı anıları düşünüp birimizin hüzünlenmesi, birimizin mutlu olması ilginç değil mi? Aradaki fark ne biliyor musun Mete? Hüzün de güzel bir şey. Ağlamak, özlemek, yanında istemek, tekrar aynı şeyleri yaşamak istemek de güzel bir şey. Bunu öğrendiğinde her şey değişiyor. Ben sana elimden geldiğince anlatmaya çalışırım, bunu başarırsak yırtarız hayatta. Yoksa yaşamak çok zor bir hal alır.” Daha uzun anlattım, örnekler verdim. Zorlukların da güzel bir şey olduğunu, sonradan güzel anılara dönüştüğünü, insanı güçlendirdiğini, bize çok şey anlattığını ve öğrettiğini, insanın asıl böyle büyüdüğünü, yaşadığımız kederlerin bizi biz yaptığını anlattım. Anlıyor musun, diye sordum. Biraz, dedi. Biraz iyi Mete, birazsa çok iyi. Demek ki artacak, bazı insanlar hiç anlamıyorlar, bunu hiç öğrenemiyorlar dedim. O gece meteor yağmuru vardı. Geçen yıl hep birlikte izlemiştik. Yere yatak atmış, gece karanlığında herkes gerçekten bir yıldız kaydığını görene kadar uyanık kalmıştık. Bu yıl da yapacaktık ve yine yaptık. Bahçeye yatak serdik, sırtımızı yere koyup gözlerimizi gökyüzüne diktik. Herkes en az bir tane kayan yıldız gördü, sonra içeriye girdiler. Biz Mete’yle çimlerin üzerinde, yorganın ve yıldızların altında biraz daha kaldık. Sarıldık. Muhtacım’ı söyledik. Nedim için de kayan bir yıldız görmeyi bekledik. Eski güzel günlerden ve bütün komik anılardan bahsettik. Sonra kocaman bir yıldız kaydı. İşte dedim, bu onun içindi. Birbirimize daha sıkı sarıldık. Mete uyuyakaldı. Uyandırdım, uykulu uykulu yatağına gitti. Sonra ben yıldızlı bir gecenin üzerine kapıyı kilitledim. Şimdi bu hüzünlü mü? Evet. Yine de güzel mi? Ona da evet...

Ortalama bir kadın kalbinin ağırlığının 200 gramdan başladığını söylüyorlar. En fazla 280 gram oluyormuş. Bazı 280 gramlar ton cinsinden hissedilebiliyor, bunu bilmiyorlar. Açıkça söyleyebilirim ki bazı durumlarda hissedilen kalp ağırlığı en az iki ton. Yaşlar da öyle, iki haneli görünüyor ama kesinlikle üç haneli yaşanıyor. Bana ne haldesin diyorlar. Bu haldeyim. Kendime iyileşme köşesi kurdum. Adını Köşem Sultan koydum. Dün gece on ikide buradaydım, birde de buradaydım sanıyorum. Sabah yedide yine buradaydım. Eylülde yine burada, bu ağacın altında yeni yaşıma gireceğim. 137. doğumgünüm olacak; çünkü burada otururken, sanki yüz yıllık bir acının içinden geçiyor, sol yanımdan baskı yapan iki ton dolayısıyla öyle kolay kolay da kalkamıyorum. Köşem Sultan diyor ki; “Güneş de batıyor, ama sonra tekrar doğuyor. Ağaçlar da yapraklarını döküyor, sonra tekrar açıyor. Hatta kesiyorlar ağacı, ama yeniden sürüyor. Bazen öyle oluyor, insan da öyle; batacak, kuruyacak, yarısı kesilecek belki ama yeniden başlayacak, bu iş böyle.” Köşem Sultan’a diyorum ki “yarısından kesilmek evet, tam da bu, orta yerinden ikiye bölünmek... Ben yazayım Köşem, müsadenle...” Ne haldesin diyorlar, evet tam olarak bu haldeyim...

Evdeki negatif enerjiyi dağıtmak için adaçayı yakıyorum diyordu Mümine, ondan öğrendim. Kokusunu da çok sevdik, her akşam yakar olduk. Poşet poşet adaçayı aldık eve. Çocuklar sordular bir gün “anne bu ne” diye. Dedim bir arkadaşım söyledi, hani evde bir şeyler kırılıyor, insanlar birbirine küsüyor, tartışıyor falan ya, o zaman bundan yakıyormuş, etrafa hoş koku veriyor, insanları sakinleştiriyormuş.” Evde çocuklar arızaya bağlayınca, “getirin adaçayını uleeen, salona ateş yakıcam, üstünden atlıycam” diye bağırırdım, gülerdik. Ben bir şeylere kızıp da yüzümü asınca Nedim, hiçbir şey demeden adaçayı kasesini getirip koyardı masanın üstüne.😊Yanınca işe yarar yaramaz bilmiyorum ama bizim evde yanmadan işe yarıyordu, kaseyi görünce bi gülme alıyordu herkesi. Yeni eve taşınınca adaçayı kasemiz de geldi tabi, kutular açılıyor, bana o nereye, bu nereye diye soruyorlar. Kutunun içinden bizim adaçayı kasesi çıktı. Kızlardan biri soruyor, Şermin bu ne? Name diyor ki; “O annemin sihir kasesi. Onda ateş yakıyor, bize üflüyor, biz uslu ve iyi insanlar oluyoruz”😊Eh @mu.mineyildiz iki ot yaktık diye, Harry Potter büyücüsü olduk çocuğun gözünde.

Neslihan geldi İstanbul’dan dün gece, o benim ciğerimi bilir, uzun uzun sohbet ettik. “Sakinsin, huzurlusun, çok üzgünsün ama yine de mutlusun” dedi. “Bu hep yaşama verdiğin kıymetten geliyor. Hepimiz seninle yaşıyoruz, senle aynı anda yaşıyoruz olayları. Ama senin gibi yaşayamıyoruz. Sen çok tatlı seven birinin aheste aheste, tadını çıkara çıkara tatlı yemesi gibi yaşıyorsun o anı. Biz ne güzel tatildi diyoruz mesela döndükten sonra, sen daha tatildeyken “ne güzel tatil di’mi” diye dürtüyorsun yanındakileri. O anın hazzını aldığın için de doyuyorsun, açlığın yok. Aşkını da öyle yaşadın, yoğun, kıymetini bilerek, söyleyerek, göstererek, elinden gelenin fazlasını yaparak ve hiçbir keşke bırakmayarak. O yüzden böylesin” dedi. Yakın dostlar böyle, sana söz bırakmıyor. Ben de kendimi anlatsam böyle anlatırdım. İlk hafta Nedim’in fotoğrafına bakıp konuşmuştum bir gece. “Seni bu dünyada daha fazla tutmak için bir şey yapabilir miydim Nedim?” Hayır. “Peki seni mutlu etmek için, sevgimi göstermek için, kendimi dökmek için daha fazla bir şey yapabilir miydim?” Hayır. “Seni daha fazla sevebilir miydim?” Kesinlikle hayır. Beni bu vicdanla, bu huzurla, bu gönül rahatlığıyla bıraktığın için hem kendime, hem sana teşekkür ederim.” demiş, o gece ağlamadan uyumuştum. Şimdi gelelim; aksi olsaydı; “keşke şunu yapmasaydım, keşke şunu yapsaydım, keşke yormasaydım, keşke sevdiğimi söyleseydim, keşke üzmeseydim” gibi cümleler kursaydım eğer, ölümü böyle sakin karşılayabilir miydim? Sanmıyorum... Çok zorlanırdım. Önümüzde şimdi koca bir pazar, koca bir hafta, ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir hayat var. Hep yazdım bu sayfada. Yanımızdaki herkes, bize bahşedilmiş birer can. Hepsi çok kıymetli, bu kıymeti bilelim. İlaveten biz de kıymetli bir canız, bu kıymeti de bilip kendimizi harcamayalım, diye. Billur bir avizenin içinde yaşıyoruz hepimiz. Bir ilahi dokunuş gelecek, bir dokunuşla bin parça edecek o avizeyi. Her şey o kadar kırılgan, o kadar safir, o kadar bir anlık. Geriye gönül rahatlığıyla kalmak, giderken gönül rahatlığıyla gitmek lazım mümküm olduğunca. Bir sabah oturup çay içmiştik deniz kenarında, sohbet etmiş, gülmüştük. Şimdi yine diyorum ki “Ah be Nedim, iyi ki”. ❤️

Acımı beklenen toplumsal tepkilerle yaşayamıyorum, içimden gelen bu, aksini yaparsam ben olmam zaten. Herkesin yolu farklı, herkes kendince bir yol buluyor hafifleyecek, iyileşecek. Mesela kayıpların ardından hemen eşyalar gönderiliyor evden. Ben bunu yapamadım, çünkü anlayamadım. Ayrılınca gönderirsin bak, onu anlarım, kızgın ayrılırsın, öfkeli ayrılırsın, hatırlatacak hiçbir zıkkımını görmek istemiyorum dersin atarsın ne varsa. Ama ölüm öyle değil. Eşyadan kaçmak anlamsız geldi. Yerde bir kopuk gömlek düğmesini buldum Nedim’in taşınırken de aldım cebime koydum, orda bırakmak ağrıma gitti, ona bile kıyamadım. Her şeyi yerli yerine koyarım, değiştirmem dedim. Fakat her zamanki gibi muhteşem fikir çocuklardan geldi. Nedim için bir anı köşesi yapalım dediler, müze gibi yani, onunla ilgili şeyleri koyarız dediler. Taşınınca ilk yerleşen yer burası oldu. Diploması, sakladığı eski bir tansiyon aleti, kalemi, hasta notları, reçeteleri, hipokrat yemini, kaşesi, doğduğu hafta yayınlanmış bir Babaeski gazetesi, en sevdiği yazarın ilk baskı kitabı, en sevdiği çizgi roman, el yazısı, babaannesine yazdığı bir çocukluk mektubu, çocukluk fotoğrafları, sakladığı küçük hediyeler, askerlik cüzdanı, yaptığı maketler... Yatak odamın tam karşısına bir küçük sevgili müzesi açtım böylece. Sabah odamdan çıkarken “Günaydın delikanlı, şans dile, bugün güzel geçsin” diyorum. Gün içinde geçerken gülümsüyorum, göz kırpıyorum, arada öpüyorum, makas alıyorum bir fotoğraftan. Bunaldıysam geçerken “alacağın olsun Nedim, alırım bunun rövanşını senden orda” deyip kaşlarımı çatıyorum. Her gece odama girerken “Bugünü de bitirdik doktor, bir çizik daha at duvara” diyorum. Görmek acı vermiyor mu; diyorlar. Görülmemek daha acı vermez miydi acaba diyorum. Bir de böyle bakmak lazım belki de. Gözden ırak olan gönülden ırak olur demediler mi bize? İstiyorum ki gözümün önünde dursun, aksi mümkün değil ya, her an gönlümün içinde olsun...

Gökyüzünde muazzam bir yağmur var. İç dökme hususunda kendisiyle yarışıyoruz...

Sabah çalışırken sözlüğümün içinden bir beyit selamladı beni. Bir Şeyh Galip şiiri. Demek ki ben onu oraya on beş sene önce koymuşum. Diyor ki “Bilse eğer yâr ne cennet nedir/Kimse değişmez bugünü yarına” Çok şükür, ben bildim, gönlüm ve ömrüm yettikçe bilmeye devam edeceğim. Başka çarem, başka görgüm, bilgim yok. Yani diyor ki Divan Edebiyatının son büyük şairi; “sevin birader, yar kıymeti bilin, bugün var, yarın yok...”

Mezuniyetime geldiğinde 6 yaşındaydı. Sonra her yaz yanıma geldi, bir haftasını benle geçirdi. Hamileliklerimde yanımdaydı, doğumlarımda öyle. Name doğduğunda ortaokuldaydı, gelip ikizleri oynattı iki ay, beni büyük yükten kurtardı. Kötü günlerimiz oldu, birlikte ağladık. Sonunda geldi eve yerleşti, artık her gece yanımdaydı. Düğünde yanımdaydı, hastanede yanımda, tatilde yanımda, cenazede yanımda. Dedim Aylin; bütün önemli günlerimde yanımdaydın, çok şey gördün. Benim görüp geçirdiklerimi koy hadi bir tarafa da sen de çok fena hazırlanıyorsun hayata:) @_aylinisler

Most Popular Instagram Hashtags