omerfarukyeltekin omerfarukyeltekin

185 posts   18,375 followers   420 followings

Öᴹᴱᴿ Fᴬᴿᵁᴷ Yᴱᴸᵀᴱᴷᴵᴺ  🇹🇷

.
Uyuyor cümle alem, ya da göz yumuyor
Çoktan kesilmiş sesi, sanma ki bir düşü var
Kesilmiş nefesi Hak’dan medet umuyor
Ne kaynayacak tencere, ne bir lokma aşı var.

.
Mürekkep kan, ölüm yazar.
Soluk beniz, rahimsiz nazar.
Kimsesiz, sahipsiz ey mezar.
Bil ki ölen bir gün doğrulur.

.
Hiçbir şey yoktu. Yok dahi yoktu.
Sadece bir tek "O" vardı.
Kendi ellerimle yarattım dediği, onur bahşettiği insandan hep iyilik istedi.
Birlik olun dedi. İncitmeyin.
Düşküne sahip çıkın ve kimsesize.
Bölüşün dedi, bereketlendireyim.
Zulmetmeyin, zulmedenleri sevmem.
Ve kötülükten sakının dedi.
Ve benlik gütmeyin.
Kainatı ben yarattım ve insanlığa bahşettim buyurdu.
Yaratılanları sevin.
Bozgunculuk ve fesad türetmeyin.
Hepiniz bir soydansınız dedi.
İnsanları ırklarına, renklerine göre ayırmayın.
Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.
Her biriniz bir gün huzura çıkarılacaksınız.
Ve Doğu da Batı da benim dedi.
Yüzünüzü her nereye dönerseniz dönün, benim vechim oradadır.

.
Bazen yürünülen yolun bereketi ve huzuru çok küçük görünen unsurlarda gizlidir.
Merhamet eder, Rahmet görürsünüz.
Tebessüm eder, huzur görürsünüz.
Bütün kilitlerin ihtişamlar elinde değil, sadelik içinde bulunduğunu idrak edersiniz.

.
Toplumlar aynı insan benzeridir.
Dünyada ve ülkelerde, gücün, imkânın, refahın olduğu yerleri bir bir izleyin. Bütün insanlığa bahşedilen rızkın nasıl taksim edildiğini, gelir ve güç dağılımının ne şekilde olduğunu…
İki kelimeyi bir araya getirmekten aciz, ilim, bilim ve özellikle ahlaki erdemlerden yoksun, sermaye şirketleri baronlarını, medya imparatorlarını, televizyonlarda bol bol eğlence sektörüne hizmet edenleri… Öyle bir cinnet halindedirler ki, içinde bulunduğu dünyayı yaşanılabilir hale getirmekten ziyade, türlü türlü savaş entrikaları ile kan gölüne çevirirken, milyarlarca doları Mars’ı yaşanabilir hale getirmek ve seyahate ayırma projelerine harcar bilinç yapısındadırlar.
Ve bulabilir, görebilirseniz izleyin, ömrünü kansere çözüm bulma, sosyal bunalımlara çare olma, ekonomik buhranlara çözüm üretme ve benzeri konularda harcamış olan gerçek insanlık timsallerini…
İkinci yazdıklarım, birincilerin kölesi, paryası olarak toplumun göz önünden uzak, yalnızlıklarıyla ve toplumun hiçbir yerine sığmaz halde yaşamlarıyla yol alıp hayatlarını tamamlayıp giderler.
Bu iki kesimin dışında milyarlarca insan ise, birinci olabilmenin hayalleriyle bir sonbahar gazeli gibi savrulup gitmeye mahkumdurlar. Hem de birbirlerini, kendi zihinlerinin ötesinden dahi geçmeyecek projelerin savunucusu olarak yiyip bitirir halde.
Bu haliyle dünyanın, sosyoloji biliminde bir hayvan türü olarak kodlanan ve öyle kabul edilen insanlığın kendine gelecek bilinci oluşmadığı müddetçe, kurtarılabilir bir dermanı yoktur.
Bir Bilge’nin sohbeti sırasında topluluğa hitabı geliyor aklıma… “Her tarafınız sisler içinde kaplı ve kendinizi o sislerin içinde ve büyük bir kalabalık halinde hissediyorsunuz. Gözünüzden perde aralandığında ve sisler dağıldığında aslında yapayalnız olduğunuzu göreceksiniz. “

.
Önce şefkati tanır insan…
Ana – Baba şefkati gibi. Sonra sevgiyi tanır, kardeş üzerinde de ne güzel durur.
Zamanla tanır sevgiyi insan...
Arkadaş, dost ve benzeri adlarla... Ve zamanla...
Zamanla maddeyi tanır, mana’nın yanına ilave eder.
Zamanla madde sevgisinin, arkadaş sevgisinin üstünde apolet gibi durmaya başladığını görür. Aslında bu apoletin birçok sevginin üzerinde yer almaya başladığını.
İnsanların ruhunun olduğunu öğrenir. Ruhen sevgiyi öğrenir. Kalıplara bakmadan ruhu sevmeyi tanır. Gün gelir ruha değer verdiğinden ve öneminden bahseden ruhsuzları görür. Ve sonra aslında ruhun, bu kavramı hiç söz konusu etmeyen ve yaşamına monte eden insanlarda bulunduğunu idrak eder.
Zenginlerin fakirlere yardım etmesi gerektiğini öğrenir. Yardım ve merhamet sevgisi ile tanışır insan. Zamanla aslında hep fakirlerin zenginlere yardım ettiğini görür sonra. Zira fakir olan vatandaşın dahi zengin olan devlete yardımcı olduğunu, fakir bir aşsızın cebindeki son kuruş parasıyla, zengin olan bir sanatçının filmine gittiğini görür. Zamanla fukaralığın gönülde olduğunu anlar. Ve çoğu gönlü zenginin, acılarla ömrünü tamamladığını...
Zamanla demokrasiyi öğrenir insan ve demokrasi sevgisini. Herkesin eşit haklara sahip olduğunu. Hukuk ve adalet sevgisini tanır. Bu sevgiyle yol alırken, eşitliğin soyunu tanır. Soysuzların eşit olmadığını. Sonra dünyanın çok büyük bir kesiminin soysuz olarak görüldüğünü ve bu soysuzların demokrasi adı altında hep soylu olarak gösterilenleri seçmek zorunda olduklarını görür.
Zamanla sevgiyi tekrar tanır. Aslında sevginin haraç mezat, hep satılanlar kısmında tezgah tezgah yer aldığını görür.
Zamanla öğrenir insan, aslında insan eli değen her unsurun lahza lahza kirlendiğini. Mana’nın yanına koyduğu maddenin, her girdiği yeri bir kan gölüne çevirdiğini...
Ve sonra insan, içinde kalan bir küçük kırıntı vicdanı varsa, tekrar tanır sevgiyi. Sonra onu mana’nın üzerine koyar ve seyreder.
Sonra bu Mana’nın en önce Hak üzerinde durduğunu idrak eder. Ve onun halifesi olanlara ne çok yakıştığını.
Zamanla bu sevgiyi koyacağı yerin dünya pazarında yerinin ne de az bulunduğunu tanır…
Ve bu trajedi içerisinde ne de yalnız kaldığını…

.
Bütün karmaşalar içerisinde ve kavgalar içinde sakince yürümek gerek doğru yolda... Olan biten bütün kavgalar ve kargaşalar güç ve iktidar mücadelesinden başkası değildir. Ve dünyayı kalıcı bir mesken olarak düşünmeyenlerin bu kavga ve kargaşada yeri ve safı yoktur. Ve sükunette ne kadar huzur bulunabileceğini hatırlamak gerek.
İnsanları sadece eğrisi ile ve doğrusu ile kabul ederek ve kötüye teslim olmayarak yürümek gerek.
Hakikatlerini sakince ve açıkça dile ifade etmek gerek.
Kim olur ise olsun, cahilden en zayıf insana kadar açık ve net olarak dinlemek gerek.
Zira her yaratılan ve aynı dünya meskenini paylaştığın varlıkların kendilerine ait öyküleri vardır.
Dünyayı kalıcı bir mesken olarak görenlerden uzak durmak gerek. Zira onlar insan ruhunun el değmemiş zindanlarıdır.
Allah'tan korkmayan ve hiçbir insandan utanmayandan da uzak durmak gerek. Zira insanı yaratılanlar içinde en aşağı hale getirebilecek bir yapıya büründürebilirler.
Hayatın bütün saniyelerini bir sınav olarak kabul etmek gerek. Her ne kadar senden yüksekte ve alçakta görünürler ise görünsünler her insanın yaşamakta olduğu acı sınavları muhakkak vardır. Ve mukayese sadece seni acılar içinde boğuşmaya yitmekten başka bir şey sağlamaz.

.
Aslında her birimize uğradı mevsim çiçekleri...
Kimimizin Ana-Babası, kimimizin evladı, kimimizin bir sevdiğiydi.
Zamanın hoyratlığına kapılıp, geçip gittiklerini göremedik bazen.
Oysa neler vermezdik tekrar açmaları için, bırakıp gitmemeleri için...
Bir büyük derdi ki; “Ben baharı bir ömür bilirdim, yarım nefeste soldu bütün çiçekler”

.
Nasıl da yoğrulur yaşamın hamurunda bir maya gibi “Terkedilmişlik”
Her ne kadar büyük bir sevgiyle hizmet etse de çevresine, gün gelir bütün canlıları bekler hiç vazgeçmeksizin.
Taş, toprağı bekler terkedilmişlik, hayvanı bekler, bitkiyi ve İnsanı...
Nasibi budur belki de tüm yolcuların.
Baki olan ise başka...
Hz.Amine’nin sözüyle;
“Her yeni eskir, her doğan ölür”
Bu yüzden bazen bir terkedilmiş, yarasına merhem diye sarar bir başka terkedilmişi.
Tek ilacı aslında Baki olana sarmaktır yarayı.
Bakınız Rab ne buyurur;
“Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.”
(Duha-3)

.
Bir tesbihin en önemli unsurudur iplik. En değerli taşlardan ve en kıymetli imameden de oluşsa bir tesbihin en önemli unsuru aslında en önemsiz görünen ipidir. Zira ip koptuğu andan itibaren bütün taneler dağılır.

İnsanların, birbiri ile yakınlığı olanlar arasında da aynı bir tesbih gibi birbirine bağlandıkları görünmez ip mevcuttur.
Kiminin ipi inanç, kiminin akrabalık, kiminin kardeşlik, kiminin dostluk ve kiminin de menfaat ve benzerleridir.
Şüphesiz ki, bu tür insanları birbirine bağlayan ipler arasında en sağlamı manevi, en çürüğü ise maddi olanlardır.
Ve tarih, bu tür birbirine bağlılıkları manevi olanların asırlar süren yolculukları ile birçok anılarına, zaferlerine tanıklık eden yeni nesilleri getirmiştir.
Bakınız Bedir Savaşındaki inanç bağlılığına…
Bakınız Çanakkale Savaşındaki inanç ve vatan sevgisi bağlılığına…
Hangi maddi ipin birbirine bağladığı insan veya topluluklarının anı ve zaferlerini duymuşuz, dinlemişiz?
Mana, Madde’den daha derin olan, daha anlam ifade eden ve daha çok uzun ömürlü olandır.
Bu İnsan’da da böyle değil midir?
Beden gider, ruh kalır.
Ebedi olan ruhun üzerine sadece bir döneme ait giydirilmiş elbise gibidir beden…
Yeni haliyle alınır, giyilir, eskir ve kaldırılıp atılır…
Bazen öyle bir hal oluşur ki iki insan arasında, birinin bağlayıcı ipi manevi iken, diğerinin ki maddidir.
Bu bağ da kısa süre içerisinde kopar,taneler dağılır. Zira çürük ip, sağlam ipi barındırmaz.
Ne kadar çok maddileşen bir bağ olmuş ise, son o kadar çok çabuk ve hazin gerçekleşmiştir.
Ben de çok ip koptu… Birçoğunuzda da benzer şekilde ya kopmuştur yahut feci şekilde kopacaktır…
Oturup, bu ipi yeniden gözden geçirme zamanı gelmedi mi hala?
Bakınız Allah-u Teâla, kitabı Kur’an-ı Kerim’in Ali İmran Suresi 103’ncü ayetinde ne buyuruyor;
“Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.”

.
Öyle bir zaman yaşanır hale geldi ki;
Telaş içinde birbirini ezip geçen insanlar görür olduk. Yetiştirmek zorunda oldukları önemli bir işleri yok, boşa geçen zamanları ise çok olduğu halde.
Huzurunun, sağlığının, varlığının farkında olmayan insanları görür olduk. Böylelikle, kendi derdinden başka hasta, yoksul ve huzursuz göremeyecek kadar kör benlikleri.
Çok nezaketin zayıflık, çok sükunetin cahillik, merhametin ise güçsüzlük olduğunu zanneden nesiller yetiştirdik. Zira nezaket karşılığında saygısızlık, sükunet karşısında içi boş nutuklar, merhamet karşısında da hep yara görür olduk.
Belki birer birer saymakla bitmeyecek tuhaflıklar menkıbesi hayatlar yaşar, zamanlar görür olduk.

.
Uzaktan seyredenler için Dualar yeterli bir fazilet miydi bilmem.
Milyonlar katar katar yol alıp giderken...

Most Popular Instagram Hashtags