mustafa___kemal____ataturk mustafa___kemal____ataturk

461 posts   51,990 followers   1 followings

Mustafa Kemal Atatürk  Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ebedi Cumhurbaşkanı ... Mustafa Kemal Atatürk, Founder of the Republic of Turkey. The father of Turks!

CUMHURİYETİN İLANI KARARINI NEREDE VE KİMLERE SÖYLEDİM?
(NUTUK'tan)

Yemek sırasında, ‘’Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!’’ dedim. Hazır bulunan arkadaşlar derhal düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan başlayarak, hareket şekli hakkında kısa bir program belirledim ve arkadaşları görevlendirdim.

Belirlediğim program ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz!
Efendiler, görüyorsunuz ki, cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davete ve onlarla görüşmeye ve tartışmaya asla gerek ve gereksinim duymadım. Çünkü onların zaten ve doğal olarak benimle bu konuda aynı düşüncede olduklarından kuşku duymuyordum. Oysa o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde kendilerine haber verilmeden, düşünce ve onayları alınmadan cumhuriyet ilan edilmiş olmasını, gücenme ve ayrılma nedeni saydılar.

İSMET PAŞA’YLA CUMHURİYETİN İLANI KANUNUNA İLİŞKİN TASARIYI HAZIRLADIK

O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden yanımdan ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya’da konuktu. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir kanun tasarısı taslağı hazırladık. Bu taslakta 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun devlet şeklini belirleyen maddelerini şu şekilde değiştirmiştim: Birinci maddenin sonuna ‘’Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir’’ cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim: ‘’Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Meclis, hükümetin bölündüğü yönetim dallarını bakanlar aracılığıyla yönetir.’’

Atatürk söylüyor: - Montesquieu'nun, "Bir milletin musikicilikteki akışına önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olamaz" sözünü okudum, doğrularım. Bunun için, musikiciliğe pek çok özen göstermekte olduğumu görüyorsunuz. - Biz Batılılara göre, doğu musikiciliğinin kulaklarımıza gelen tuhaflık yönünden söz ettim ve dedim ki; Doğunun tek anlayamadığımız bir tarafı varsa,o da onun musikiciliğidir.
Gazi, itiraz ederek şöyle demiştir: - Bunlar hep Bizans'tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek musikimiz Anadolu halkında işitilebilir. - Bu ezgilerin geliştirilmesi mümkün değil midir? - Batı musikiciliği bugünkü durumuna gelinceye kadar, ne kadar zamanlar geçti? - Dört yüz yıl kadar geçti. - Bizim bu kadar süre beklemeye zamanımız yoktur. Bunun için, batı musikiciliğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz.
Emil LUDWIG
Kaynak: Emil Ludwig - Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri

23 Nisan 1920... Ankara’da büyük millet meclisi açılmıştır. Memleketin her tarafından birçok milletvekilleri gelmiştir. Bu yeni meclise gelenlerin bir kısmı Ankara’da hiçbir şeyin olmadığını görünce, ümitsizliğe düşmüşlerdi. Bahsedilen ne Yeşilordu, ne hazine, ne yatacak otel, hiçbir şey yoktu. Sadece, Mustafa Kemal... ...Bazılarına bu dava çürük gelmiş olacak ki, memleketlerine dönmeye karar verdiler. Bunlar geri dönerlerse mecliste huzursuzluk olacağını anlayan Mustafa Kemal, kürsüye çıktı. O gün pek heyecanlıydı. Atatürk’ün hayatında belki de böyle canlı bir tablo doğmamıştı. Milletvekillerine hitaben şöyle demiştir: “İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. Herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta, hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağ’ına çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim!...” (Falih Rıfkı Atay)

Atatürk'ün Son Rüyası
26 Eylül 1938'de Atatürk, rahatsızlığıyla ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Profesör Doktor Afet İnan, olayı söyle anlatıyor: "O geceyi rahatsız geçirdi. İlk hafif komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında: 'Demek ölüm böyle olacak.' diyerek uzun bir rüya gördüğünü söyledi ve 'Salih'e söyle, ikimiz de bir kuyuya düştük, fakat o, kurtuldu.' dedi." Atatürk'ün, burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de söylediği gibi ölümün habercisiydi.

Salih Bozok'un kuyudan kurtulması ise bilindiği gibi, Atatürk'ün vefât ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok'un da intihar etmesi ve sonunda onun kurtarılmasını simgeliyordu. İşte bu, Atatürk'ün son rüyasıydı.

"Birbirimize vereceğimiz işaret şudur: ileri, daima ileri!"

''Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız''. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

Yeni Türk alfabesinin ilk biçimlerini kendisine götürdüğüm zaman, Komisyonun en aşağı beş yıllık bir geçiş dönemi düşündüğünü söylemiştim. Gazeteler önce birer sütunlarını yeni harflere ayıracaklar, yavaş yavaş bu sütun sayısı artacak, sonunda bütün gazeteler yeni harflerle çıkacaktı. Okullar için de buna benzer basamaklı yöntemler düşünmüştük.
Dikkatle dinledikten sonra bir daha sordu: - Demek beş yıl düşündünüz? - Evet! - Üç ay! dedi.
Donakaldım, üç ay! Üç ay içinde bütün memleket yayını Lâtin harfleriyle değişecekti. İlâve etti: - Ya üç ayda uygulayabiliriz, yahut hiç uygulayamayız. Sizin Arap harflerine bırakacağınız sütunlar yok mu, onların adedi bire de inse, herkes yalnız o sütunu okur ve beş yıl sonra, tıpkı yarın başlar gibi başlamaya zorunlu kılarız. Hele arada bir buhran, bir savaş çıkarsa attığımız adımları da geri alırız.
Falih Rıfkı ATAY

“Dünyada yenilmeyen kimse yoktur”

Atatürk bir gün ani bir kararla yakın arkadaşı Kılıç Ali’nin evine ziyarete gitmişti. Kapıyı, Kılıç Ali’nin oğlu Gündüz Kılıç açtı. Sonraki yıllarda Türk futbolunun efsane isimlerinden biri olan Gündüz, o yıllarda henüz çok gençti. Galatasaray’da yeni oynamaya başlamıştı ve kısa süre içinde Milli Takım’a çağrılmıştı. Genç Gündüz, kapıyı açıp da karşısında Atatürk’ü görünce çok şaşırmıştı. Babasının evde olmadığını söyledikten sonra içeri buyur etti. Mutfağa gidip Atatürk’e bir bardak şerbet ikram etti. Sonra sohbete başladılar. Atatürk, önce: - Neden yenildiniz? diye sordu. O sıralarda Milli Takım, Rusya ile beş-altı maç yapmış ve çoğunda yenilmişti. Genç Gündüz de takımdaydı ve maçların bazılarında oynamıştı. Gündüz, sıkıntı içinde açıklamaya çalıştı. Sözcükleri zar zor bir araya getirerek birkaç cümle kurabildi. Atatürk, hemen ardından, “Peki, bu yenilgiler seni çok üzdü mü?” diye sordu. Genç Gündüz, nasıl üzüldüğünü anlatmaya başlamıştı ki Atatürk sözünü kesti: - Dünyada yenilmyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur,” dedi. Sonra devam etti: - Yenildikten sonra üzülmek de tabiidir. Ancak bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. Yenilen, hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle, azmiyle daha çok çalışmalıdır.

Atatürk diyor ki: "Benim şan ve şerefimden bahsetmek hatadır. İyi dinleyiniz nasihatim budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır. İlk önce kafası kırılacak adam budur. Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır. Asla başka değilim." Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, sayfa: 304) Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1971, sayfa: 349.

Mustafa Kemal İstasyon’dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O’nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsus’luların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele’deki çete giysili bir kadın,  Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
– “Bastığın toprağa kurban olayım paşam!”
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
– “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.”
Taha TOROS
17 Mart 1923 Tarsus

Hatif gazetesi,Eskişehir'in Yunan işgali altında bulunduğu dönemde Liva Matbaası Müdürü Hüsnü Yusuf tarafından yayına hazırlanan Yunan beslemesi bir gazeteydi.1921 yılında yayınlanan gazete,özellikle Atatürk'ü hedef alıyor ve onun şahsına karşı çirkin,kin kusan yazılara yer veriyordu sütunlarında. Atatürk,bir yandan cephede düşmana karşı mücadele verirken bir yandan da iç ve dış basını düzenli olarak takip eder,aleyhinde ve lehinde yazılan haberleri okurdu.Hatif gazetesi ve gazetenin sahibi Hüsnü Yusuf,Atatürk'e hakaretler yağdırmasına rağmen Atatürk Hüsnü Yusuf'un hâin yüzellilikler listesine konulmasına izin vermedi.
Bu konuyu Enver Behnan Şapolyo ''Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönüyle Basın''adlı kitabında şöyle anlatır: “Mustafa Kemal Paşa, kendisine sunulan Avrupa gazetelerinin Türkiye ile ilgili haber özetlerini, yabancı haber ajanslarının bültenlerini, Anadolu ve İstanbul gazetelerini inceliyordu. Hatif adlı Türkçe gazeteye göz atarken, bir ara duraladı. Serinkanlılığını korumaya çalışarak gazetede kendisi için yazılan şiiri yeniden okudu.
‘Düştü mü paşam, düştü mü,
Boynuzlu külahın?
İran'a mı, Turan'a mı,
Afgan'a mı niyetin?
Al git bütün adamlarını
Defol! Git!
Ervahına, ecdadına lanet!’
Mustafa Kemal Paşa, gazeteyi bir süre elinde tuttuktan sonra, basın işleriyle görevli memura uzattı. Acı bir gülümsemeyle: ‘Bunu saklayınız’ dedi.

Hatif gazetesi, Yunanlar Eskişehir’i aldıktan sonra Eskişehir’de yayımlanmaya başlamıştı. Gazeteyi çıkaran, devletin resmi yayınlarını basmak için kurulmuş olan İl Matbaası Müdürü Hüsnü Yusuf adında bir devlet memuruydu. Mustafa Kemal’i lanetleyen bu şiiri de Hüsnü Yusuf yazmıştı.
Yunana kaptırılan topraklarda yeni ihanetler yeşeriyordu.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Hüsnü Yusuf Trakya'ya kaçmıştı... Mustafa Kemal, Yusuf'un da 150'liklerin listesine konulmasını isteyen arkadaşlarına aynen şunları söylemişti:
"0, benim şahsıma hücum etmiştir. Dâvâya ihâneti yoktur. Düşmanlık ikimizin arasındadır. Bu sebeple onu hâinler listesine koymayın..."

Most Popular Instagram Hashtags