journeyofmyhands journeyofmyhands

328 posts   22,709 followers   160 followings

Journey Of My Hands  Ellerimin yolculuğu... Sibel

Cross stitch and embroidery together 🌺
.
Bazen, ayrı gözüken bazı şeylerin bir araya gelmesini severim. Doğalarındaki farklılığın küçük dokunuşlarla birbiri içine geçmesini, sert çizgileri olanın yanındakiyle yumuşamasını, birbirleriyle uyum içinde raks etmesini...
Serin bir rüzgarın yanağımı yumuşacık okşaması gibi.
.
Çalışma odamdan çıkanlar, bazen sevdiğim, bazen de hiç tanımadığım insanlarla buluşurken, hatta daha yapma aşamasındayken ellerim, türlü şeyler anımsatıyor. Anımsadıklarımsa, aklımın labirentlerinde nerelere çarpıp şekilleniyor, nasıl dertop olmadan böyle akla ziyan bir düzene uyabiliyor, şaşırıyorum.
.
İşte tam da o anda, farklı olanların bir araya gelişindeki anlam seriliyor önüme. Gülümseyerek ve minnetle bakıyorum önümdekilere. Hayat, farklı görünen ama ahenkle dans eden bütünde bir başka güzel...
.
Öperim🌺

Balkonda nane limon içiyorum, usul usul yağan yağmuru dinleyerek. Mavi arabamızın üzerine konmuş küçük bir kuş görmüştüm panjurları açarken, onu merak ediyorum. Karşıdaki dev çam ağacına sığınmıştır herhalde diyerek dallara göz gezdiriyorum ama sık çam yapraklarından görmek ne mümkün.
.
Sonra "sığınış" kelimesi takılıyor aklıma. Kendi sığınışlarımı hatırlıyorum. Kaçıp gittiğim, kimse tarafından bulunmak istemediğim, ayrı ayrı kale gibi inşa ettiğim sığınaklarım. Herkesin içindeyken bile ustalıkla saklandığım, kendimi sakladığım, elimle saçlarımı okşayıp yaralarımı sardığım...
.
İş bu raddeye gelmeden, yine ustalıkla kendinden kaçmanın neticesi olanlar aslında. Bazen görmek, kabul etmek ve devam edebilmek uzun sürse de kapı yine düşünmeye, irdelemeye, öz gözlemlemeye ve kendini sevmeye çıkıyor. Gerçekte tüm kapılar aynı yere açılıyor.
.
İçinde olan hiç bir şey, dışarıda tezahür etmeden son bulmuyor...
.
.

Öyle başka yerlere dağılmış ki zihnim, aylar önce kesip hazırladığım, nakışlanmayı ve dikilmeyi bekleyen bu parçaları görünce ne için yaptığımı hatırlamakta bile zorlandım.
.
Anımsayınca, yüzüme tatlı bir tebessüm yerleşti. Bitmişi canlandı gözümde.
Yavaş yavaş sıvadım kolları haydi bakalım...

Az önce @zuhalhali Zuhalimin paylaşımını okudum otobüs yolculuğu ile ilgili olan. Şükrün e-hali değildi bahsettiği, şükrün kendisi olduğu hali tanımlayan yazısını. Ki içinde olduğum halin tam anlatımı gibi patladı zihnimde okuduklarım.
.
Geçen hafta bir de değil, iki ameliyat olmuş bedenimin iyileşme safhalarını gözlemlerken, tam da anlattığı ruhi halle yaklaşıyordum olanlara aslında. Dikişlerim sarsılmasın diye öksürüğümü, hapşırığımı kaçırmaya, bastırmaya uğraştığım anlarda yaşadım en çok da bunu. .
On iki günde ilk kez bugün uyumuş olduğumdan, uykunun tatlı kollarına kendini kolaylıkla bırakabilmenin lüksünü fark etmek, ağrının sızının olmadığı güne uyanmak, iyileşiyor olduğunu anlamak ve bedenin kendini iyileştirme gücüne hayran kalmak, aldığın nefesin batmaması, artık kedilerimi kucaklayabiliyor olmak, özgürce yıkanmanın kıymeti, morlukların sarıya dönmesi, oturur pozisyondan yatay duruma geçebilmenin muazzam lezzeti.
.
Geçip gidenlerin ardından bakarken, heybemin ceplerini doldurdum yine bin bir şükürle. Anın içinde bin halle gizli, ama normal (!) halimizle fark etmediğimiz durumların şükürleri.
.
Öyle çok şey var ki görecek, öyle çok minnet edilecek. Senin gözün kapansa bile, evren bırakmıyor işte seni yapayalnız, eli hep üzerinde. Öğretiyor bir yolla, bir şekilde...
.
Öperim

Şu kalpli kutumun fonu gibi bir gökyüzü, kenardaki kurdelenin beyazında tombul bulutlar ve kapağına kondurduğum nakış gibi canlı renklerle bezeli bir hava var burada.
.
Kendi kendime dilekte bulunurken iyiye ve güzele dair, size de yollamak istedim.
.
Huzurlu, renkli ve mutlu geçsin gününüz.
Öperim 🌸

"Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de" diyenlerden olamadım hiç. Hak arayan, hakkını savunan, hakları olduğunu bilen biri oldum. Böyle olmak iyidir ya da kötüdür diyemem, sadece böyleyim. Bunun, gerek iş, gerek özel hayatımda ters teptiği anlar da yaşadım lakin, içim hep rahat, uykularım hep huzurlu oldu.
.
Neyi ne kadar hak ettiğini bilir insan. Zihni istediği kadar senaryo yazsın, içerde bir yerde, vicdanı, kalbi ve düşünceleriyle ortak bir veri oluşturur ve öyle güçlü bir teşekküldür ki o, nereden geldiğini, nasıl oluştuğunu anlayamasan da, bilirsin. Hakkın kadarını, hakkını ve hatta alıp alamayacağını.
.
Hak; kişinin içinde hissettiğidir. Kendine verdiği, biçtiği değerle yakından ilişkili ama aynı zamanda hassas bir terazidedir.
Hak; kendine gösterdiğin tolerans ya da şımarıklık değildir, insan olmanın minimal getirisidir. Söze dökmediğin ama var olduğunu kaybedince anladığın, sana ayrılmış bir paydır.
.
Kimse hakkını aradığı için suçluluk ya da pişmanlık hissetmemeli. Bilakis, bundan doğan huzuru severim ben. O mutluluğu severim. Uyuduğum uykunun kalitesinin, yediğim yemeğin lezzetinin değişmesini severim. Kendimi daha çok severim.
.
Her gün, başka güzellikteki başka bir gün.
Öperim 🌿

Uzun uzun yazıyorum, sonra tek bir kalem darbesiyle çiziyorum üzerlerini. Sanki yazmakla dolacakmış gibi hissettiğim o tanımsız boşlukta savrulup duruyorum. Yazıyorum, sadece yazıyorum ve çok iyi bildiğim kelimeler dahi anlamsızlaşıyor bir vakit sonra.
.
Yaşadıklarıma göz gezdirip, beni böylesi derinden etkileyen şeyi bulmaya çabalıyorum lakin zihin kitaplığımın hiç bir bölmesinde çıkmıyor karşıma hissiyle dolduğum o hal.
.
Blogum için bir yazı dizisi hazırlıyorum usul usul, bir yandan da ikinci kitabın ikinci bölümü yazılıyor içerde bir yerlerde. Savrulmak tam tanımı içinde olduğum halin, çünkü ancak okuyunca görebiliyorum yaptığım kelime müsrifliğini ve tekrardan dağılıyor ve çizmeye başlıyorum bu kez. Çizmek de yetmezse, bırakıyorum çünkü bazen bırakmak ve boşlukta sallanmak gerekiyor bulmak için.
.
Bu ara dağınık, dalgın ve karışık olan beni izleyen öteki bir ben daha var. Minik minik ve hayali bir fısıltı gibi seslenerek beni ayaklandırmaya uğraşan. İçimdeki neşeyi, sevgiyi ve merhameti düşlerimde uyandıran. Ki tanımladığım her hâl ben olmasına, bunu zihnen bilmeme rağmen, bazen o hayat dolu varlığın kim olduğunu çok merak ediyorum. .
Sonra kitabımdan bir karakter fırlayayıp, tam da araba kullanırken gecenin sessizliğinde şöyle bağırıyor:
"İçimizde gerçekten de bir güç var değil mi?"
"Hiç şüphen olmasın! Bir an bile tereddüt etme, bir an bile şüpheye düşme ve onu bir an için bile başkalarına ya da olaylara teslim etme."
.
Dikiz aynasından gözlerime bakıp özür diliyorum hemen. Yeniden ayaklandığımı hissediyor ve gülümsüyorum bir de. Tekrar hatırlıyorum ki, insanın kendi gözlerinin içine bakıp gülümsemesi; boşluğu doldurmaya uğraştığı nice şeyden çok daha muazzam bir kuvvette.
.
Bugün ilk işiniz aynada kendinize gülümsemek olsun olur mu...
.
Öperim 🌸

Son gelen küçük kara oğlanı, bulduğumuz gün sokakları gezip küçük bir kedicik arayan, bulamadığı için petshoplara bakan, etrafa bir kedi sahiplenmek istiyorum diyerek haber salan çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza sahiplendirdik. .
Daha "dün küçücük bir kedi buldum" der demez "bana ver, dün bütün iznimi kedi aramakla geçirdim" deyip, mesai bitimimizde sabah gelerek apar topar götürdü minik oğlanı.
.
Her gün yeni bir mecerayla yeni annesinin yüreğine sevgi tohumları ekmekle meşgulmüş. Yaptığı yaramazlıkları söylemeyeyim.
.
Meğer küçük çocuk rotasını çoktan çizmiş, karşılaşmamızın sebebi aracı olmakmış. Ama ne yalan söyleyeyim özledim. Hemen her gün fotoğraflarını yollasa da, gidip öpmek, küçücük göbüşünü okşamak istiyorum.
.
Kalbime iyi gelen bu küçük canlar ne çok şey düşünmemi sağlıyor diye saşırsam da varlıklarıyla aracı kılındıkları öğretileri minnetle kabul ediyorum her seferinde.
.
Yol uzun, daha öğrenmem, kendimi eğitmem gereken çok şey var. Küçük olaylardan aldığım dersleri sabırla geçirmeliyim hayatıma. Şu sivri köşelerimi acilen törpülemeliyim. Sevgiye, anlayışa ve hoşgörüye daha çok yer açmalıyım derken karşıma çıkan küçük kedicikle öğrendiklerimi sandıklarım; aslında hiç de bir şey öğrenememiş olduğumu gösterdi bir yandan. .
.

Kendini eğitmek, alışkanlıkları değiştirmek, öğrenmek ve yazmakla geçen günlerde öğrenilenler, hayatın içinde uygulama yapmak kadar kolay değilmiş. Hayat; öğrendiklerin değil, uyguladıklarınmış... .
.

Bir ders daha geldi ama geçemedim sınıfı. Bütün ümidim bütünlemede...
.
Öperim 🌿

Geçen gece işe giderken arabada Mimi'yi konuştuk Nezih'le. Onbeş ay oldu aramızdan ayrılalı ve ben onu hala çok özlüyorum. Dedim ki; eğer tekrar doğmayı seçerse, gelsin bulsun bizi...
.
Gecenin sabahında eve geldiğimde uyku tutmadı. Günü uyumadan ve örgü örüp film seyrederek geçirdim. Öğleden sonra saat üç olduğunda gözkapaklarımı tutamıyor olduğumdan, koltukta horul horul uyuyan Güçlümün yanına kıvrılıp bir saat kadar kestirdim, sonrada kalkıp hazırlandım ve işe gittim. Saat beşte başlayan mesaim gece ikide sonlandığında, o kadar derbeder bir haldeydim ki arabayı kullanıp kullanamayacağımdan bile emin değildim. Kontağı çevirirken dua ettim; Allahım sadece dokuz dakika dedim. Bu dokuz dakika için zihnimi berrak kıl, reflekslerimi yavaşlatan uyku halini al ve sadece dokuz dakika için bana dinçlik bahşet.
.
Eve ulaşmak için geçtiğim son caddenin sonunda, sola dönmeden hemen önce önümde bir karaltı farkettim.Yolun ortasında, milim bile kımıldamayan önce fareye benzettiğim, sonra ani bir refleksle direksiyonu kırıp ancak yanından geçerken bir kedi yavrusu olduğunu anladığım şey, dikiz aynadından arkaya bakana kadar kayboldu ortalıktan.
Eve girer girmez Nezih'e anlattım. Makyajımı çıkarır çıkarmaz da yatağa atlayıp derin bir uyku çektim.
.
Ertesi sabah saat kalkıp yine işe gittik. Akşam üzeri saat beşte eve geri geldiğimizde önce bir kahve içelim diyerek kendimizi balkona attık. Evin karşısında boş bir arazi var, arazide o küçük yavruyu görünce hemen bağırdım; "Nezih bak! O bahsettiğim yavru bu işte!".
.
Küçük bir tabağa biraz mama koyup yanına gittim hemen. Yüzünü gördüğümde ise kalakaldım. Öyle küçük, öyle çelimsiz öyle korkaktı ki. Ben yaklaştıkça kaçtı ve çalıların arkasına saklandı. Elimi uzatıp çalıları aralamaya çalıştım ama canım öyle yandı ki. Arasında kaybolduğu, yeşil görünen çalılıklar meğer dikenli çalılıklarmış.
Eve geri dönüp ayağımdaki terlikleri çıkarıp spor ayakkabılarımı giydim ve Nezih'e haydi gel, tek başıma zor görünüyor dedim.
.
Onu oradan çıkartmak yaklaşık on dakikamızı aldı. Ellerim çizildi ve yanmaya başladı ama elime daha alır almaz ne kadar doğru yaptığımı da anladım. (Devamı yorumlarda👇🏻)

Hava henüz zifiri karanlık, işteyim. Tahminim son molam, sonra son işlerimizi halledip eve gideceğim. Gece yoğun geçti ama yorgun hissetmiyorum. Ama sanıyorum ki sabah eve gider gitmez uyku bastıracak ve ben çoğunluğun işe gitmek için kalktığı saatlerde kendimi uykunun yumuşak kollarına bırakacağım.
.
Dün hiç uyanmak istemediğim bir rüya gördüm. Belki kaldığı yerden devam eder yahut aynısını yeniden görebilirim diye ümitleniyorum. .
Nezih lüsid rüyacılardan, yani rüyalarını kontrol edip yönlendirebilenlerden. Yıllardır bırkalar dururum nasıl yapıyorsun diye ama bilmem yapıyorum işte yanıtından öteye geçemedim henüz. Aranızda lüsid rüyacılar varsa, yazsa ne güzel olur aslında.
.
Sonra dün gece (size göre evvelki gece) izinliydim, yine daldım gittim bilinçaltının işlevlerine. Beynimde şimşekler çaktıran bir şey yakaladım gibi ama emin de olamıyorum. Sadece beni çok heyecanlandırdığını, kendime defalarca "olabilir mi yahu gerçekten" diye sorduğumu ve beni eskilerde kalan bazı zihinsel çalışmalarıma çektiğini hissediyorum.
.
Gün benim için biterken size güzel, huzurlu ve mutlu başlasın dilerim. Bir de dilerim ki dünkü rüyamı yeniden görebileyim...
.
Öperim 🌸

Her şey altı hafta önce, Güçlü'nün sağ kolumun iç kısmını hunharca tırmalamasından sonra başladı. Acı o kadar derinlerimde yankılandı ki, bilincimi kaybedip onu ittiriverdim.
.
Banyoya koşup kanayan ve kenarlarından deriler kalkmış yarama müdahale ederken, ittirdiğimde ağzından fırlayan "ahh" sesi, kaybettiğim bilincime sivri bir ok fırlatarak şuurumu tekrar kazandırdı.
.
Salonun kapısına geri gelip, onu bıraktığım koltuktan bana bakan şaşkın bakışlarını izledim. Kendi lugatında mırıldandığı kelimelere anlam yüklemeye çalışan zihnimi bir kenara bırakıp gidip yanına oturdum. Arkamı yaslanır yaslanmaz gelip kucağıma yerleşti ve kafasının üzerini uzatarak öpmem için beklemeye başladı. Biliyordum ki bu boyun eğiş, bir zeytin dalı, bir pişmanlık, bir özür dileme şekliydi onun için.
.
Dudaklarım başındayken son günlerde yaşadığımız anlaşmazlıklarımıza da bir göz attım. Normalde pamuk gibi olan Güçlüm agresifleşmiş ve sürekli canımı yakar olmuştu. Burun akıntısı artmış ve zaten günlük rutinimizde olan sümük temizleme ritüelimizi, artık yetişemediğimiz bir çıtaya kadar çıkartmıştı.
.
O gün o koltukta otururken, olaylara ve değişen ruhsal durumlarımıza baktığım açının değişmesi gerektiğine karar verdim. İlk gözden geçirdiğim şey; onun zamanından çalarak ilgimi esirgediğim anların tahlili oldu.
.
Son zamanlarda evimizde yaşanan değişim sebebiyle, çokça kendimi çalışma odama kapatarak kendimden geçercesine diktiğim, ürettiğim, dikmediğim zamanlarda yazdığım ya da okuduğum için peşimde ahlayıp ıhlayarak dolaşan, gördüğü ilgi işten geldiğimde gösterdiğim kocaman ama kısa sarılışlar olan Güçlü, lisanımı konuşamıyor olsa da, kendini anlatmanın yolunu yine bulmuştu. (devamı aşağıda 👇🏻)

Beklemekle geçen günlerde, sürecin getirdiği sıkıntılı anların arasından sızan küçük pırıltıların izlerini sürüyorum bu ara.
Mutlu beklentiler olduğu kadar,içinde hüzün barındıranlar da var ama insan yolu, çakıllı olduğu oranda pırıltılı aynı zamanda.
Gözüm hep çakıltaşlarının arasında minicik parlayanlarda. Ve gözümü onlara çevirdikçe, artan ışıltıları ve sanki sesleri varmışcasına beni çağırışları dikkatimi çekiyor.
Ellerimi güzel olana her uzatışımda olduğu gibi, ustalıkla yıkayıp, çevremdeki her şeyi başkalaştırıyor bu dokunuş.
.
Güneş yeni yeni yükseliyor ve duvardaki saati yıkıyor altın ışıklarıyla, duvarın rengini değiştirip başkalaştırıyor. İçimi yıkayıp temizleyen şeylere döndükçe yüzümü, enerjim yükseliyor. Güneşe teşekkür edip gülümsüyorum. Her gün güzeli anımsattığı için...
.
Pazar'ınız huzurlu ve mutlu geçsin.
Öperim 🌿

Most Popular Instagram Hashtags