ilimmektebi ilimmektebi

260 posts   2,920 followers   32 followings

الهى انت مقصودى، ورضاك مطلوبى  Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim...

Birgün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teala’nın tevekkül ehlini dünya ve âhirette muhâfaza edeceğini ve onların hesapsız ve azapsız cennete gireceklerini bildirdi ve şöyle buyurdu:
“Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana; “Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, Sen ufka bak!”dediler. Baktım, çok büyük bir karaltı gördüm. İşte bunlar Sen’in ümmetindir. İçlerinden hesapsız ve azapsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır dediler.”
İbn-i Abbâs radıyallâhu anhümâ diyor ki: Söz buraya gelince Peygamber Efendimiz kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladı.
Kimileri; “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalı” dedi. Kimileri de: “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır” dedi. Onlar bu meseleyi tartışırken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem oraya geldi. Ashâb-ı kiram:
“–Hesapsız ve azapsız cennete gireceklerin kimler oldukları hakkında konuşuyoruz” dediler. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:
“–Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine tevekkül edenlerdir” buyurdu.
Bunu duyan Ukkâşe bin Mıhsan radıyallahu anh yerinden fırlayarak:
“–Beni de onlardan kılması için Allah’a duâ et yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:
“–Sen onlardansın!” buyurdu.
Sonra bir başka sahâbî daha kalktı ve:
– Beni de onlardan kılması için dua buyur yâ Rasûlallah, dedi. Efendimiz bu defa:
“– Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden önce davrandı. Bu konuda Ukkâşe seni geçti” buyurdu. (Müslim, Îmân, 374; Buhârî, Rikâk, 50)

Ukkâşe radıyallahu anh Bedir, Uhud, Hendek dahil bütün savaşlara katıldı. (el-İstiab, III, 1080)


Toprak yanar, su yanar, ates yanar, kül yanar, 
Ismini söylemeyen dudak yanar, dil yanar!
Tutusup hasretinle kavrulur nice beden, 
Visâlinle Efendim parmak yanar, el yanar!
Kivilcimlar saçilir mahserinden hülyanin, 
Yoklugunla ey Nebi (sas) gayri nice kul yanar!
Kavusmak ümidiyle nice tende can küser, 
Sag yanimdan ask vurur, sonra döner sol yanar!
Yikilir ihtiraslar birden; heyecan küser, 
Sensiz tutundugumuz umut yanar, dal yanar!
Bir ok gibi yalnizlik saplanir yüreklere, 
Gözlerden oluk oluk yas düser, melâl yanar!
Bütün renkler beyaz ki Sen’in baktigin yerde, 
Utancindan mor yanar, yesil yanar, al yanar!
Ebedî karanliga gömülür bin bir arzu, 
Sonra gökler kararir umut ve hayal yanar!
Ses verir mâverâdan zümrüt gagali kuslar, 
Ebrehe’nin feryadi yankilanir fil yanar!
Bir sahadet ugruna sana açilan elin, 
Parmaginda gül biter, öbür yanda çöl yanar!
O sedâ ki ‘Allah bir! ’ diye, yükselir arsa; 
Hicrâninla her vakit Amr yanar, Bilâl yanar!
Sana ulasmak nedir ey Sultanlar Sultani (sas) , 
Kaç asirdir yürürüz ayak yanar, yol yanar!
Bir dokunus bin asir ömre bedeldir, heyhat; 
Sen’i bilmeyen canda küflenmis vebâl yanar!
Oysa simdi tarumar yediveren-yedi renk, 
Sensizlik diyarinda bagbân yanar, gül yanar!
Talihin aynasinda kan ve yanik kokusu, 
Sensizlik özlemiyle vurulan ikbâl yanar!
Karanlik bir fezâ ki, ötesi yangin yeri, 
Günes bahtina küskün her lâhza hilâl yanar!
Ebedî karanliga mahkûm olmustur baykus, 
Her seher vakti ferman bekleyen bülbül yanar!

Toprak yanar, su yanar, ates yanar, gül yanar, 
Ismini söylemeyen dudak yanar, dil yanar!

İbadetin, mümin kimliğinin inşasında vazgeçilmez bir rolü vardır. Zira ibadet, insanı beşerî zaaflarından arındıran, irade ve sabrı öğreten, kişiyi disipline eden vasıflara sahiptir. İbadetler her ne kadar belli şekilsel davranışlardan ibaret gibi görünse de bu şekillerin altında itaatin, bağlılığın özü gizlidir. İbadet kişiyi benlikten, kibirden, bencillikten, kul olmaya engel olan her türlü vehimden, haset, israf, ihtiras, cimrilik ve benzeri kötü duygu ve düşüncelerden arındırır. İbadet, insanı her türlü kötülüğü düşünmekten ve yapmaktan koruyan bir kalkandır. İbadet, müminin nişanı, mümin olmasının alâmeti, imanının göstergesidir.(1) İbadet etmek kişinin bireysel sorumluluğunda olsa da sonuçları itibariyle toplumu şekillendiren bir işlevselliğe sahiptir. Bu bağlamda dinin temel ibadetlerinden sayılan namaz, hac gibi bazı kulluk vazifelerinin topluca, cemaatle ifasının istenmesi mutlaka sosyal neticeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ayrıca ferdî sorumluluk alanında zikredilen sadaka ve zekât gibi ibadetlerin toplumdaki yardımlaşma, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhuna ulaşma noktasında icra ettikleri işlevler izahtan varestedir. Bütün ibadetler ve ibadet niyetiyle yapılan tüm iş ve davranışlar, kul ile Allah ilişkisini düzenlemekle kalmayıp, ferdin psiko-sosyal duruşunu belirlemekte ve toplumun yapısını inşa etmektedir. Haddizâtında Yüce Allah'a kulluk etmek üzere yaratılan insan, daima bu şuurla hareket etmeli ve Cenâb-ı Hakk'a şu şekilde dua etmelidir: “Allah'ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et.”(2)
1 Fetih, 48/29.
2 HM7969 İbn Hanbel, II, 299.


Geceleri ayaklarının üzerinde durmaktan o sultanın ﷺ ayakları şişerdi. Ona ümmetim, diyenlerin ona tâbi olması gerekir. Ümmetlik davası ederiz ama ne sözümüzde ne de işimizde ona uyarız. O iki cihanın övüncü ﷺ, geceleri sabaha kadar ayaklarının üzerinde durarak ibadet ederdi. Ayakta durmaktan mübarek ayakları şişerdi. Bizim ise çok yatıp uyumaktan gözlerimizin kapakları şişiyor, yanlarımız ağrıyor. Altımızda kalın kaba döşeklerde uyumamıza rağmen hâlâ yanlarım ağrıyor diye şikayetleniriz. Onun açlıktan mübarek karnı, mübarek arkalarına yapışırdı. Mübarek karnına taş bağlardı. Bizim çok yemekten karnımız doymuş olur, öküz gibi şişeriz, hışlarız, nefes alıp vermekte güçlük çekeriz, yatamayız, yemeğimizi sindirmek için ekşi ve turşu isteriz. Yemeği hazmetmekte zorlanır, şikayet eder, doktora gideriz. "Şu nabzıma baksana, niçin yediğimi hazmetmekte zorlanıyorum?" deriz. Doktorlarlarda türlü türlü tedaviler ararız. Peygamber Efendimiz ﷺ devamlı fakirlerle beraberdi. Çoğunlukla onlarla sohbet ederdi. Biz, fakirlerle sohbet edip konuşmak şöyle dursun onların adını anmaktan utanırız. Şu halde bize gereken, bu derdimize çare aramaktır. Yoksa Hakk'ın huzuruna bu kötü halimizle gideriz. Kara cahilliği, kendini bilmezliği bırakıp Allah dostlarının eşiğine düşelim. Geçici heveslerden uzaklaşalım.
- Eşrefoğlu Rumî (k.s.)
#umre #umre2017 #igmg

Hz. Fatıma (r.a) anamız sen ki kapının biri çaldığında"Kim o"demeye bile haya ederdin. ..Şimdi insanlara "resimlerini kaldır" dediğimizde:"Sanane benim başım kapalı hiç bir yerimde açıkta değil diyorlar...Ne olur yapmayın...!Kim size hangi gözle bakıyor  bilemezsiniz, hele ki şu ahir zamanda. Fitnelerin bol olduğu bu zamanda. Ne olur yapmayın. Yakışmıyor! ..Allah'ın ayetini başında taşıyan bir hanıma, kendi resmini paylaşıp beğeni alması yakışmıyor.!!Burdaki erkekler sizin mahreminiz değil.!Örtünmek nedir bilirmisiniz.?Bilseydiniz asla bu hatalara düşmezdiniz. Bilinçsiz örtünmeyelim. Örtünmeyi sadece "saçı kapatmaktan ibaret sanmayalım. Kurândaki "Libasüttakvâ " unutmayalım. TESETTÜR Ayet'tir Hadis' tir gizlenmektir bakışlardan kaçınmaktır kendini sadece eşine saklamaktır. Kulluktur ve cennet anahtarıdır...!Neden zülmediyorsun kendine...?Neden..?Neden ihtiyaç duyuyorsun kendini göstermeye? SubhanALLAH düşünemiyorum ya mahremin olmayan erkekler senin resmini alıp telefonundan saklayabilir! Bunları nasıl düşünmezsin.? Sen tırnağını bile göstermekten haya etmelisin.Çünkü sen bir Mumine'sin..!Değerlisin Cennet anahtarısın..! Ona göre davran ne olur...!Benim için değil Allah celle celaluhu için..!Ahiretin için..! (Alıntı)

Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran 2. Bâyezîd Hân-ı Velî (1448-1512) sekizinci Osmanlı pâdişâhının özellikleri…
Küçük yaştan itibaren büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, henüz yedi yaşında iken Hadım Ali Paşa’nın nezâretinde Amasya vâliliğine tâyin edilmiştir. Böylece üstün bir devlet adamı olarak yetiştirilmesi sağlanmıştır.

II. Bâyezîd Han, üstün bir devlet adamı olduğu gibi, aynı zamanda sanatkâr bir mizaç ve şahsiyete de sahipti. Bestekâr, şâir ve hattat olarak da temâyüz etmiştir.

O, Osmanlı sultanlarının en âlimlerinden biridir. Zira şehzâdeliğinde, sadece fennî ilimleri tahsîl etmekle iktifâ etmemiş, mânen de büyük zâtların üstün terbiyeleriyle yetişip olgunlaşmıştır. Ebu’s-Suûd Efendi’nin babası Muhyiddîn-i İskilibî gibi devrin birçok evliyâsının teveccühlerini kazanmış, onların tasarruf, himmet ve duâlarını almıştı. Birçok hayır müessesesi kurarak, asıl tahtını, ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlüne kurmuştu. Bu yüzden kendisine “velî” sıfatı verilerek “Bâyezîd-i Velî” diye anılagelmiştir.

Onu bu makâma, yani zâhirî ve bâtınî sultanlığa yücelten, ihlâs ve takvâsıydı. Nitekim çıktığı seferlerde elbise ve papuçlarına sıçrayan tozları toplattırırdı. Bunların vefâtından sonra yanaklarının altına konmasını va­si­yet etmiş, böylece Hazret-i Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in hadîs-i şerîfindeki müjdeye[1] nâil olmak istemiştir.
Şiirlerini, “Adlî” mahlası ile yazardı. Onun gönül derinliğini ve mârifetullâha olan iştiyâkını ifâde eden şiirlerinden iki beyit şu şekildedir:

Hudâyâ, hudâlık Sana yaraşır,
Nitekim gedâlık bana yaraşır..
Çü Sen’sin penâhı, cihân halkının,
Kamûdan Sana ilticâ yaraşır…” “Ey Allâh’ım, Sana ilâhlık lâyık olduğu gibi, bana da (Sen’in yolunda ve huzûrunda) kölelik lâyıktır.” “Zira bütün cihan halkının sığınağı olan (Mevlâ) Sen’sin.. (Bu sebeple) bütün yaratılmışlara, ancak Sana sığınmak yaraşır.” [1] Hadîs-i şerîfte: «Allah yolunda tozlanan kulun tozları ile Cehennem dumanı kat’iyyen bir araya gelmez.» buyrulmuştur. (Tirmizî, 1633; Nesâî, Cihâd, 8, VI, 12)
#osmanlı #tarih #ilim #şiir


Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir,
oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar.
Oğlu: "Hiç…" der.
Hz. Mevlânâ dışarı çıkar.

Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer.
Ellerini havaya doğru açıp ulumaya başlar.
Oğlu babasının bu haline bakıp güler.

Hz. Mevlânâ:
"Evladım, gördün mü?" der.
"Dünya dertleri de işte böyledir.
Kurt, aslında korkutucu bir hayvandır.
Ama sen o postun arkasında babanın olduğunu
bildiğin için korkmadın ve güldün.
İşte bütün dertlerin arkasında da
Rabbinin olduğunu bil ve ona güven..."
#konya #mevlana #ilim #kıssa #nasihat #tasavvuf #mevlevi #mesnevi

Bizde kendi nefsimizi hesaba çekelim. Acaba camiye gittiğimizde namaza mı yani müminin miracı olan namaza mı gidiyoruz yoksa sadece bedenen camide aklen dünyada mı kalıyoruz..
#namaz #nasihat #kıssa #semerkand


Evlilik, kişiyi günahlardan ve çeşitli kötülüklerden alıkoyar. “İffet” kavramıyla ifade edilen bu koruma, Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin özellikleri arasında sayılmıştır. Ancak iffetli olmak sadece mahrem yerlerin haramdan korunmasıyla sınırlı değildir. İffeti korumak, günaha yaklaştıracak vesile ve ortamlardan uzak durmayı da kapsar. Bundan dolayı Yüce Allah mümin erkeklerin ve mümin kadınların gözlerini harama bakmaktan sakınmalarını emreder. Kur'an'da kadın ve erkek, birbirlerini bürüyüp koruyan ve tamamlayan birer elbiseye benzetilmektedir. Eşlerin birbirlerine örtü olmaları, şehvet duygularını kontrol edip kötü yollara düşmekten kaçınmaları, birbirlerinin iffetlerini koruyarak ahlâkî bir bütünlük oluşturmaları demektir. Kur'an'da evlilik için, muhafazalı ve iffetli olmak anlamına gelen “muhsan” tabirinin kullanılması da çiftlerden her birinin evlenmekle günahtan, şehvetin baskısından, hayatın birtakım tehlikelerinden korunmuş olacağını göstermektedir. Nitekim bazı rivayetlerde, “Kişi evlendiğinde dinin yarısını tamamlamıştır. Diğer yarısı için de Allah'tan korksun!” denilmektedir.

BŞ5486 Beyhakî, Şuabü’l-îmân, IV, 382

Emir Sultan hazretleri zaviyesinde murakebe hâlinde oturuyorken Hacı Bayram Velî ziyaretine gelir. Elini öpüp bir müddet sohbet ettikten sonra Emir Sultan'a "Sultanım! Ben sizi evliyaullahın kısmetlerinin dağıtıldığı yerde görmedim. Bunun aslı nedir?" diye sorar. Bunun üzerine Emir Sultan "Peki kısmetleri dağıtanı gördün mü?" der. Hacı Bayram "Hayır, yüzü örtülüydü sadece ellerini gördüm" deyince Emir Sultan hazretleri sağ elini uzatır. Hacı Bayram Velî hemen eli öper ve "Sultanım, kuşkusuz bu el o eldi" diyerek hayretini ızhar eder. (Hüsameddin Bursevî, Menâkıb-ı Emir Sultan, s.193)


Nerdesin ey sevginin ikliminde şavkıyan,
Tut ki güneşini arayan aydım dün gece.

Hasretle yanmış gönül suya kanmaz dediler,
Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece.

Biz hiç yazı görmedik, kışta doğdun dediler,
Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece.

Bu bahçeler O’nundur bâzen uğrar dediler,
Bir gülün kokusunda seni duydum dün gece.

Dallarda tomurcuklar, ufukta bulutlar var,
Efendim, Sultanım çok yalvardım dün gece.

Tam çiçekler açıyorken, başaklar bağlanmışken,
Titredim Efendim, Seni andım dün gece.

Arzın yüreğine dön ve hâlini arzet dediler,
Diz çöktüm, boyun büktüm, avuç açtım dün gece.

O’nun geçtiği sokaklar mis’ler saçar dediler,
Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece.

Biz devrin yetimiyiz, yok derler sahibiniz,
Sahibim, Efendim Sensin sandım dün gece.

Bir muzdarip kalbe, akan yaşa gelir dediler,
Ellerinle elimi tuttun sandım dün gece...
#semerkand #naat #medine


Âhirete iman etmek insan hayatına anlam katar, yön verir, değer kazandırır. Bu inanç, insana bütün davranışlarını yüce bir gaye için yaptığı bilincini aşılar. Ebedî hayatı hesaba katarak hareket eden insan, kötülüklerden uzak durur. Dünya hayatını iyilik, dürüstlük, yardımseverlik, yalnızca Yaratıcı'ya kulluk gibi salih ameller üzerine inşa eder. Âhirete inanan insan, dünya hayatında ölçülü, tutarlı hareket eder. Kin, haset, düşmanlık, nefret gibi duygularını törpüler. Affetme, bağışlama, hoş görme duygularını geliştirir. Kendisi, ailesi, çevresi ve toplumu ile barışık yaşar. Belâ ve musibetler karşısında sabırlı ve fedakârca davranabilir. Huzuru ve mutluluğu servet, şöhret, kudret, şehvet gibi fâni yani geçici tatminlerde değil Allah'a imanda, imanı çerçevesinde yaşamada arar. O'nun rızasını kazanabileceği işleri yapmaya çalışır. Âhirete iman bilinciyle hareket eden ve bu bilinç doğrultusunda yaşayan bireyler; erdemli, ahlâklı olmayı, hak hukuka riayet etmeyi, başkalarına saygı göstermeyi, kısaca yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeyi şiar edinirler. Bu his ve şuura sahip olan fertlerden müteşekkil olan toplum da huzurlu bir toplum olur.

Most Popular Instagram Hashtags