grkmclk grkmclk

512 posts   609 followers   523 followings

görkem çolak  ast. to the regional manager, nuri bilge'nin anadolu'su ve bozkırın derininde yatan karaltı üzerine:

YENİ YAZI: 'öykücününöyküsü' yayında, uzunca bir vakit sonra bir kısa hikâye yayımlamak, hele ki holden'ı anlatmaya gayret etmek büyük saadet. benden size emanet, dilerim ki beğenirsiniz. keyifli okumalar... (link profilimde)

sırt çantamdaki bir senelik yolculuğunun ardından bu yazının azadı da bugüne nasipmiş. lafı gereğinden fazla uzattığım yeni yazım "nuri bilge'nin anadolu'su ve bozkırın derininde yatan karaltı üzerine" benden size emanet, umarım ayırdığınız kıymetli vakte değer... (link profilimde)

kayışdağı, foti ego'dan

şubat 2016'da, samet'le beyoğlu'nda bir sergiye girdiğimizde çektiğim bir fotoğrafın bugün nelere suret olacağı aklımdan bile geçmezdi. çağo'nun 'oturma odası şarkıları' yayında, spotify'dan ulaşabilirsiniz. -yakında yutub'da- yetişkinler için ninniler, geçmiş zamanın motifleri, yenmiş tırnaklarda yarının endişesi ve sakiniyetin sima bulduğu köşelerden biri. ne denirse densin, mutlaka dinlenmeli, tekrar ve tekrar. albüme bir şekilde destek olabilmek benim için büyük gurur. dinlemek isteyeceğiniz, keşke yazılsa dediğiniz tınıların, sözlerin yanı başınızda peyda olması tarifsiz güzel. şiddetle tavsiyedir: dinle, dinlet...

haftalardır 'bir şeyler' yazmaya oturmak için fırsat kollarken kendimi erteleyip durduğum için yazdığım kapşondur, okunması elzem değil:

kimi zaman şeritleri ilk kez fark ettiğim güne dair kafamda bir merak hasıl oluyor. süet ceketleri 'bayramlık' eden şeritleri, asfaltı ve hataları sakız gibi uzatarak 'yol' eden şeritleri, dahil olmak istediğim günlere giden ve bulunmak istemediğim yerleri arka arkaya dizersen belirecek görünmez şeritleri ve nicesini. şeritler karıncalar gibi somut, ancak pireler gibi sayısız ve insanın bunları keşfettiği güne dönmesi mümkün değil. oysa bölme işlemiyle rastlaştığı günü ne kolay hatırlar insan, kibrit çöplerinin korkunç simasını unutmak kolay değil şüphesiz, veya koltukaltının vücudunda konuşlanan bir parça etin ismi olduğunu öğrendiği günü kalıp sabunlar fısıldar. gel de gör ki şeritlerle tanışmasına erişemez belleği. diğer yandan, başını aklına devşirdiği yetişkinlik mesaisinde de başladıkları noktalarla haşır neşir olmaz, akıp giderken şeritlere karışır ve kaybolur. bir ömür bir şeridin izini ters yöne doğru sürmek için ne kadar yeterlidir, bilinmez. şeritlerin kimisi vardır ki uzar, uzar gider, benden uzak olur da düşemem peşlerine. öyle ki geçmiş zamanın ölüleri hâlâ vardır ve canlıdır üzerlerinde, sınav senem vardır, evden kaçan beyaz güvercinim vardır da göremem. görünmezler de hissedilirler, saklanırlar beyazın ardına, apaktır bedenleri. günün birinde noel gallagher çıkar, bir klavye progresyonu yazar ve çalar. akabinde şarkı başlar, aklım klavyede kalır, o esnada gallagher, "bir anının griye dönüşmesi, ne büyük utanç /(...)/ hayatımın sokaklarını gezebiliriz, hâlâ varlarken," der ve şarkı kendi şeridinde son sürat kaybolup gider. insan sonra fark eder ki düşünceleri, aradığı kayıp günleri birer şerittir hafızasında. başladığı, bittiği günleri bilemez ama bir noktadan sonra bunu sorgulamak da yersiz görünür. o şeritlerin karşısına geçer ve seyreder, durur. daimî trafiği seyrederken uyuyakalır, günse geceye döner. uyandığında başka bir şeridin üzerinde ve göze batacak kadar karadır, şarkı değişmiş ve uykusu tatlı gelmiştir; gözleri açık hâlde uyumaya devam eder. başka bir şeridin başladığı noktayı ise bu esnada kaçırır.

yaşantı, yollar (3/8/18, trabzon)

"but i recently discovered it's a heatless fire / like nicknames they give themselves to uninspire." — twentyonepilots, bandito

atanamamış kurt seyit gibi çıktığım ve nervürsüz demirden balerinin beni kırmayıp şekilli poz verdiği bu fotoğrafta mutluyuz, sanat sosyal'in orta bahçesindeyiz ve okuldan sepetlendiğim için ikimiz de oldukça memnunuz

geçtiğimiz sene, 27 eylül: aspava'da, yanarlı dönerli beyti sarma eşliğinde doğu paktı ile türkiye arasındaki sorunlar görüşüldü, mesele çözülemedi ama aspava'nın adı kalplere yazıldı. #tarihtebugün

"bugün long beach'ten bir adam aramış. telesekretere uzun bir mesaj bırakmış, bağırmış çağırmış, hızlı hızlı ve yavaş yavaş konuşup küfretmiş ve seni tutuklamaları için polisi aramakla ilgili tehditler savurmuş.

bugün yılın en uzun günü — gerçi artık her gün öyle." —palahniuk, günce #tb

sabancı'daki dostlar, tek tek hepinize mesaj atarak rahatsız etmek istemediğim için meramımı buradan dile getirmeyi daha makul buldum; artık sabancı üniversitesi'nde ikamet etmiyorum, bugün itibariyle başka bir vakıf okulu sahibini zengin etmeye başladım. sizden ricamsa şudur, hakkınızı helal edin, kimisi güzel ve pekçoğu boktan okul günlerimi iyi hatırlayacaksam sayenizdedir, istemeden kalp kırdığım olduysa affola. umarım benim kaldığım yüzlerce dersi tek seferde verir, benim yerime şimarmaris'te tost filan yer, bolca pinekler, çimlerde yatar, keyifli okul günleri geçirirsiniz.
asıl söyleyeceklerim burada bitiyor, buradan sonrası geçtiğimiz üç senenin özetini geçeceğim, otopsisini yapacağım ve yozlaştıracağım manzaralardan ibaret. okunmasa da olur yani.

başlamadan evvel, tüm bunları radyokafa'dan let down şarkısını dinlerken yazdım, tüketirken de dinlenebilir.

üç yıl boyunca tepesinde debelendiğim akademik rodeoyu sanırım şöyle anlatabilirim; yurtta kalanların eşofmanla teşrif ettiği sekizkırk derslerine yetişmek için saat altıbuçuk olmadan kalkıyorum. sokağa çıktığımda nöbetçi bulutların kabuğu çatlamış ve içeriye ışık sızıyor, sabah ezanı okunuyor. gökyüzü o kadar sisli ki, sokak lambaları van gogh'un bir tablosundan firar etmiş gibi bulanık bir parıltı saçıyorlar. oysa, güzel olamayacak kadar gerçekler.

onbeş dakikalık can pazarının akabinde minibüsten iniyorum. ataşehir'deki camdan yapılma şişko borusan binasının çaprazında dikiliyor ve yüzlerce volta atıyorum. hemen önünde beklediğim devasa reklam panosunun üzerinde her hafta başka markaların isimleri var ama sabahın yediçeyreğinde bu pek de mesele olmuyor. bu esnada radyokafa, çilipepırs ve funda arar, beni uyanık tutmak için şarkılar söyleyip duruyorlar. servis geliyor, saatyediyiyirmigeçiyor.

hayatım boyunca tadabileceğim en büyük zevklerden biri, servisin muavin koltuğunda uyuyakalmak. yaklaşık dört kat giyinmiş hâlde, arabanın yüzelli santigrat derece hava üfleyen klimaları dizlerimi yakıyor ve vücudumun her noktası sıcak havaya doyuyor. bu esnada servisteki arka koltukları kolaçan ediyorum, mavi montuyla uyuklayan cemil'i görünce kendimi daha rahat hissediyorum. [BURAYA SIĞMADI, DEVAMI YORUMDA]

burgazada, upuzun merdivenler, ada vapuru kalabalığı, sait faik, renkler ve sakiniyet, uçan kuşlar, pinekleyen köpekler, günbatımı ve sen, sen ve sen, hepsi seninle kavuşuyor renklerine. ne kadar yazarsam yazayım, yetmeyecek aklımdakini tasvire. iyi ki doğdun sevgilim, iyi ki... ❤

Most Popular Instagram Hashtags