[PR] Gain and Get More Likes and Followers on Instagram.

dirilis_postasi dirilis_postasi

46 posts   580 followers   9 followings

Diriliş Postası  Günlük Siyasi Gazete.

Bayram Bitti
Ders Zili Çaldı
#dirilispostası

Eski Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Semir Hafız, Suriye’deki Türkmenler için yola çıkan tırların durdurularak ve sonrasında olaya ait olduğu belirtilen fotoğrafları yayınlanarak Türkiye’nin teröre destek veren bir ülke olarak gösterilmek istendiğini belirtti.

MİT tırlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları ve buna ilişkin haberleri değerlendiren Hafız, “Türkiye, terör örgütü IŞİD ile işbirliği içindeymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Asıl insanlık suçu, tırların durdurulması ve bunu suç olarak göstermektir. Bu Türkmenlere ölün demektir” dedi.

Hafız, Türkmenleri, Türkiye’nin Suriye’deki sağ kolu olarak nitelendirerek, “Türkmenler için yola çıkmış tırları durdurup, daha sonra da olaya ilişkin fotoğrafların yayınlanmasındaki amaç, Türkiye’ye ihanettir, Türkiye’yi teröre destek veren ülke olarak göstermektir. Türkiye’nin Suriye’deki Türkmenleri koruması hakkıdır. Gönderilen yardımı durdurmak ve bunu IŞİD ile ilişkilendirmek ise tamamen yanlıştır” diye konuştu.

Söz konusu tırların Suriye’deki Türkmen Dağı’na ulaşma hedefiyle yola çıktığının altını çizen Hafız, sözlerine şöyle devam etti:

suriye türkmenleri
“Suriye Türkmenleri, rejimin saldırılarına karşı kendilerini, Türkiye’nin yardımları sayesinde koruyabiliyor. Türkiye’nin yardımları olmasaydı otuz bin olan şehit sayımız şimdi belki bir milyona ulaşmıştı. Türkiye, Türkmenlere, her zaman gıda, ilaç ve insani yardım yolladı. Zaman zaman çeşitli yardımlar da yapıldı. Ancak hükümete yapılan darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar nedeniyle Türkmenlere mühimmat konusunda yardımlar gecikti. Bunun acısını Saray’da, Acısu’da Türkmen gençlerini şehit vererek ödedik. Bu haberler ile hükümeti itham edenler, Esed rejiminin döktüğü kana ortak olmuştur.

Mahsun Taşçı'nın bugünkü yazısı iyi okumalar 😊Oyak Renault ve Tofaş’ta başlayan, yaklaşık 10 gündür süren işçilerin iş bırakma eylemi ilginç ve tuhaf bir grev.
Bir kısım medyaya göre Metal İş Sendikası’na tepki eylemi imiş…
Muhalefet partisinin Bursa Milletvekili Adayı’na göre; işçiler iş sahibinin mekanını işgal ettiği için suç işlemektelermiş…
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Yani grev diyorsunuz; ama grev olması için toplu sözleşme sürecinden bahsetmemiz gerekiyor…” diyerek işin felsefesini yapmış ve yaşananların hükümeti ‘yıkmakla’ bir ilgisinin olmadığını söylemiş…
17 TOFAŞ çalışanına, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan tebligat gitmişmiş. İşçilerin 24 saat içinde Bursa Adalet Sarayı’na gelerek ilgili Cumhuriyet savcısına ifade vermesi isteniyormuş. TOFAŞ fabrikaları vekilinin şikayet dilekçesi üzerine gönderildiği belirtilen tebligatta, TCK’nın 117. maddesinde yer alan “cebir veya tehdit kullanarak işvereni ücretleri çoğaltmaya zorlayan ve işin durmasına neden olan kişiye 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir” ifadesi yer alıyormuş…
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da grev zamanını manidar bulmuşmuş…
Tofaş deyince, onun adı akla gelir Koç, Koç, Koç…
Bir yanda, “Ülkemizdeki gelir dağılımı eşitsizliği ve işsizlikten dolayı ben şahsen 6 ve 8 yaşında iki çocuk babası olarak çocuklarımızın geleceğinden endişe duyuyorum” diyen bazen Koç bazen Tilki Ali…
Diğer yanda, iş bırakma eylemleri nedeniyle Fransa’dan Çin’e kadar birçok ülkenin etkilendiğini söyleyen Oyak Otomotiv Grubu Başkanı Celal Çağlar…
Garip bir grev hikâyesi, siyah-beyaz film gibi biraz…
Bir tarafta bir sendika, mesele hükümet yıkma eylemi olmadığı için konuya sıcak bakmıyor.
Bir yanda, felsefe yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, işçilerin amacının hükümeti yıkmak olmadığı için konuya doğal olarak Fransız…
Öte yanda, İşçileri üsulüne uygun tehditvari ikaz eden, solcu muhalefet milletvekili adayı avukat.
Diğer yanda, hiçbir gazoz kapağı eylemini kaçırmayan, işçileri savcıya gammazlayan, Tofaş’ın solcu avukatları.
Öte yanda, 2 kuruş zam istemeye yeltenince, Fransa’dan Çin’e kadar iki kıtayı sallayan zavallı işçiler…
Garip bir grev hikâyesi, siyah-beyaz filim gibi biraz…

Erem Şentürk'ün bugünkü yazısı iyi okumalar 😊
Bir aydır siyasi partilerin seçim strateji toplantılarından kulis dedikoduları dinliyorum. Uydurulan, bire bin katılarak anlatılan, çarptırılan, doğru olan vesaire derken bir aydır bir çuval laf dinledim.

Duyduklarımın arasında akla en yaktın olanı hatta duyduğum anda bunu yaparlarsa gerçekten hedeflerine ulaşabilirler dediğim stratejiyi paylaşayım sizinle.

Taktiğin özeti şöyle; ne yaparsanız yapın AK Parti’ye oy verecek vatandaşı rehavetten uyandıracak bir şey yapmayın. Memleketlerinde kalsınlar. Nasıl olsa AK Parti kazanır diyerek oy atmaya gitmesinler.

Mesele bu kadar basit gerçekten. Nasıl olsa kazanır, benim memlekette işim var diyerek her evden bir kişiyi sandıktan uzak tutarlarsa AK Parti’nin oyları düşer.

Paralel yapılanmanın elinde oyun hamuru gibi yoğrulan Saadet-BBP’ninacayip “ittifakı” laf olsun torba dolsun. Büyük ihtimalle sıfır nokta bilmem kaçlarda kalırlar. CHP zaten kemik yüzde 25 ve altı. HDP yüzde 8 – 9.

Bu hesaba göre, vaatle, ittifakla, tehditle, projeyle yahut herhangi bir şeyle varacakları başka bir sonuç yok. O sebeple asıl hedefleri milletten oy almak değil, milletin sandığa gitmesini engellemek üzerine kuruyorlar.

Herkesin bildiği bir gerçek var. Millet sandığa giderse AK Parti’ye oy verir. O oyu kendi partilere çevirmenin bir yolu yok. 12 senedir bulamadılar o çareyi bu seçimde de bulamayacaklar. O halde oy bize gelmiyorsa AK Parti’ye de gitmesin diyorlar. Seçimdeki bütün siyasi taraflar,bu hedefe kitlenmiş durumda.

Şöyle bir resim görüyoruz, Kürt ırkçısı faşistler, Türk ırkçısı faşistler, Cihangir çevresinin yarı sarhoş solcuları, Amerika merkezli ezoterik bir terör örgütü, Mustafa Kemal’i kendi atası sanan ulusalcılar ve bilumum irili ufaklı radikal gruplar bir araya gelmişler ortak seçim hedefi belirlemişler.

Hedef şu; AK Parti’nin oylarını biraz düşürelim ve diyelimki bakın gördünüz mü kaybetmeye başladılar.Bitti. Evet, hedef sadece bu. AK Parti’nin oylarını “biraz” düşürmek. Kendileri adına bir hedefleri yok. Hayalleri yok. Vaatleri yok. Başka bir parti üzerine hedefleri var. Üstelik kaybetmesi değil az da olsa oylarının düşmesi. Hepsi bu.

Betül Güngör'ün bugünkü yazısı iyi okumalar 😊Çekilen halay, yakılan ateş, naylon gömlek, kalitesiz bir şapka, düdük, cızırtılı bir hoparlör, pet şişe su arayan konuşmacı, “bunlar n’apıyor” diye tedirgin bakışlarla geçip giden çalışma arkadaşları… Grevler, grev kırıcıları, servisi olmayan çalışanlara inat jaguarla gezen çalışan temsilcileri…

Sendikal hareket Osmanlı’da başladı. Hem de öyle kavgayla dövüşle değil. O büyük büyük devlet tarafından bile istene. Dünyanın ilk Toplu Sözleşmesi Osmanlı’da yapılmıştır. 1700’lü yıllarda Kütahya’da imzalanan sözleşmeyle Çini İşçilerinin hakları teminat altına alınmıştır.

Velhasıl Sosyalizm-Komünizm’inaklımıza soktuğu devlet düşmanı bir şeyden ibaret değildir. Ki onlarla çatışan ülkücülerin Başbuğlarının emri ve imzasıyla kurulduğunu iddia ettikleri Kamu-Sen ve diğer milliyetçi sendikalar bu temele sıkça atıfta bulunur. Ki! Ümraniye’de Devrimci Komünist Gerillalar tarafından katledilen 5 ülkücü işçi emek konusunun belli bir gruba dahlini yok etmeye yeter de artar bile. “İşçinin alın terini kuramadan veriniz.” Hadis-i Şerifi’ne sarılarak sendikal harekete sağlam bir giriş yapan İslamcı sendikalar da Mehmet Akif İnan çevresinde emek hareketinde örgütlenmiştir.

Sendikacılığın anarşik bir hareket olmadığında mutabık olduysak, devam edelim. Bursa’da otomotiv işçilerinin grevi beni bunları yazmaya itti. İnsanların emeğinin peşine düşmesi haktır. Madenlerde öldüklerinde hükümete çakmak adına işçi sever olan Cihangir sosyetesini grev alanında göremedik. İşçilere dokunsalar ellerini yıkayacak olan ama ‘sedyede çizmesini çıkartmaya çalışan o aslan yürekli işçinin edebiyatı yapan’ V forVandetta maskeli sanatçıların güneş gözlüklerine, Tofaş işçileri neden yansımadı? Maserati işçileri greve çıksaydı acaba etkilenirler miydi?

Ve yukarıda yola çıkış fikirlerini desteklediğim her kesimin sendikacılarına da iki çift ağır kelam edelim. Türkiye’deki sendikaların tamamı sarı sendikadır. Üye aidatı, lüks araba, siyasi rant peşinde koşarlar.

Hakan Albayrak'ın bugünkü yazısı iyi okumalar😊AK Parti taraftarı olmaktan utanan üniversiteli kardeşlerle alakalı yazımda geçen bir ifade, Saadet Partili dostlarımı sinirlendirmiş. “Bize nasıl Amerikancı dersin?” diye soruyorlar. Öyle bir şey dediğim yok. ABD, İsrail ve bilumum Siyonist-emperyalist çevrelerin Erdoğan’a diş bileyip AK Parti’nin güç kaybetmesi için yanıp tutuştuklarını anlatırken, “ABD, İsrail, İngiltere, Fransa …ya başka bir partiye -isterse Saadet Partisi olsun- oy vererek veya hiç oy kullanmayarak AK Parti’yi karınca kararınca zayıflatmanızı bekliyor” dedim. “İsterse Saadet Partisi olsun” cümlesindeki “isterse” ile “Saadet Partisi” arasında gizli ama Türkçe’mizin mantığına vakıf olanlar için aşikar bir ifade var. O ifadeyi de kullanarak cümleyi bir daha yazalım: ‘İsterse BATI ALEYHTARI Saadet Partisi olsun.’ Tamam mı şimdi?

Saadet Partisi elbette antiemperyalist bir partidir ve bugün iktidar namzeti olsaydı uluslararası sistemin ağaları onu zayıflatmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Gelgelelim bugün için Saadet Partisi -istediği kadar antiemperyalist olsun- emperyalizme karşı aktif bir tehdit oluşturmuyor ve emperyalistlerin nazarında AK Parti potansiyelinden üç-beş oy tırtıklama ihtimalinden başka bir mana ifade etmiyor.

Saadet Partililer bu noktada şöyle bir itirazda bulunacaklardır: “Siyonistlerden üstün cesaret madalyası alan BOP Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve BOP’çu, NATO’cu, AB’ci AKP’yi emperyalistler zayıflatmak ister mi hiç?

Zerre kadar kıymet-i harbiyesi olmayan ‘anakronik’ bir ezber. Saadet Partililer AK Parti’ye ilişkin söylemlerini 2002 senesinden beri hiç değiştirmeden tekrar edip dururken Erdoğan ve AK Parti’nin bu zaman zarfındaki seyrüseferini ıskalamış olabilirler, ama kamuoyu neyin ne olduğunu ve nereden gelip nereye gittiğini gördüğü için Saadet Partisi’nin çizdiği korkunç “AKP” tablosuna neredeyse hiç itibar etmiyor. İtibar edenler az da olsa var ve ben de bu yazıyı onları Saadet Partisi’nden AK Parti’ye yönlendirmek için yazıyorum zaten (Yanlış okumadınız. Açık konuşuyorum.)

Erem Şentürk'ün bugünkü yazısı iyi okumalar😊
Doğal ekosistemlerin çeşitliliği, tarım istikrarına uygun coğrafi yapısı, acil ihtiyaca cevap verme potansiyeli ve ekonomik gelir esnekliğine sahip eko sistemiyle Afrika dünyanın en zengin toprakları. Yeraltı zenginlikleri ve enerji rezervleri de buna eklenince en kaba hesapla bile Afrika’nın yeni dünyaya gebe olduğu ortadadır.
IMF raporunda küçük puntolarla en hızlı büyüyen 10 ülkeden 6’sının Afrika’da olduğu yazıyor. Recep Tayyip Erdoğan, 2011’de Başbakanlığı sırasında Somali’ye giderek iç savaş yaşanan ülkeyi ziyaret eden ilk dünya lideri olmuştu. Ardından Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın Etiyopya, Somali ve Cibuti ziyaretleri başta Türkiye iş dünyasına ve dünya kamuoyuna “Afrika’da biz de varız” mesajıydı. Dün, Senegal’e kargo uçuşları seferine başladığını duyuran THY haberiise Türkiye de pek yankı bulmazken Çin ve Fransız medyasını rahatsız etti.
Tüm bu gelişmeler olurken Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Pretoria’da yaşayan Müslüman aktivistAbdullah El-Maruni, “Afrika’da bir batılı sempati kazanmak için, Türkiye bizi seviyor parolasını kullanıyor ama Afrika Türkiye’nin umurunda değil”diyor.
Afrika devrimisosyolojik bir süreçtir. Elbet gerçekleşecek ve elbet hürriyet Afrika’yı kuşatacak. Biz farkında olsak da olmasak da hatta Katoliklerin elinde oyuncak olmuş diktatörlerin yanında bile olsak bu devrim gerçekleşmeye başladı.
Derin stratejik toplantılara, İngilizceden tercüme edilmiş Afrika analizi diye dolaşan zırvalara ihtiyacımız yok. Sadece Abdullah El-Maruni’ye kulak versek bilebütün taşlar yerine oturur.
Maruni, “İngiltere’nin, Çin’in, Fransa’nın, Rusya’nın, İsrail’in ve İran’ın ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu konuda kafanız karışıksa ve onları iyi insanlar sanıyorsanız sadece Afrika değil dünyadan haberiniz yok demektir. Onlardan herhangi biri Afrika’ya geliyorsa fuhuşa, silah satmaya, mahsulleri götürmeye gelmiştir. Eğitimden bahsediyorlarsa adını bile bilmediğimiz düşmanlıkları öğretmekten bahsediyorlardır. Bize sarılmak için gelen sadece Türkler var. Afrika bunun farkında ama siz farkında değilsiniz galiba. Erdoğan Somali’ye geldiğinde biz hiç korkmadık.

PAZAR YERİNDE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI Özbekistan’ın kuzeyindeki Kokand şehrinde pazar girişine konulan ve Müslüman kadınların başörtüsü ile pazara giremeyeceği yazılan ilan Müslümanların tepkisine neden oldu.

Pazarın girişine asılan ilanda, pazar sınırları içerisinde dini giysilerle gezilemeyeceği, bu şartlara uymayanların cezalandırılacağı belirtiliyor.

Kokand şehri yetkilileri, birkaç yıldır evleri dolaşarak kadınları başörtülü halde sokaklarda dolaşmamaları yönünde uyarıyor. (Dünya Bülteni)

@arzuerdogral ın bugünkü yazısı iyi okumalar 😊Erdoğan, Başbakanlığı döneminde ilk olarak “dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz” ifadelerini kullandığında bazı kesimleri afakanlar basmıştı!
Onlardan biri olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise kendisine “dindar değil, din tüccarı” sözleriyle yüklenmiş, Erdoğan’da ona cevaben “ateist gençlik mi olsun?” diye sormuştu.
Erdoğan, köşelerinde eleştiride bulunan yazarlara yönelik de“Siz bu gençliğin tinerci, büyüklerine isyankar, milli-manevi değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti ve meselesi olmayan bir nesil olarak yetişmesini mi istiyorsunuz?” sorularını peşpeşe sıralamıştı.
“Dindar bir nesil özgürlüklere, farklı düşüncelere ve farklı inanç gruplarına da saygılıdır. O terbiyeyi alarak yetişmiş bir nesiliz biz” vurgusu da yapan Erdoğan, ikna odalarına ses çıkarmayanları hatırlatarak,bu ülkenin tüm çocuklarının okuyacağını, eğitimin en iyi imkanlarından sonuna kadar yararlanacağını, bunu engellemek isteyenlerinse karşılarında duracaklarını söylemişti.
Geçtiğimiz gün ise Kayseri’de gerçekleştirilen toplu açılış törenindeMursi’den paralel yapıya önemli açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca “İmam Hatip Okullarını kaldırmayacağım” sözü veren Kılıçdaroğlu’na “sen kimi uyutuyorsun, 1 artı 8 artı 4 formülünü geçmişte uyguladınız zaten” şeklinde hitap etti. Eski Türkiye’deki eğitim yasaklarından vesabırla zafere ulaşıldığından da bahseden Erdoğan meydandakilere artık okullara başörtüsüyle girilmesinde ve katsayı problemi ile ilgili bir sorun var mı? sorusunusordu.
Vatandaşlardan “yok” yanıtı alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi bizden bir hak var” diyerek, öğrencilerden başarı beklediklerini söyledi.
“Başı açığıyla, başı örtülüsüyle inşallah yeni Türkiye, millî ve manevi değerlerle mücehhez bu nesil üzerinde yükselecek. Ben buna inanıyorum” umudunu da dillendiren Erdoğan, açılış sonrasında ise “Bizim için Menderes ve Mursi gibi bir akıbet hayali kuranlara diyorum ki, bu tekerlek tümsekte kalmaz. Bu davayı sürdürecek nice Tayyip Erdoğanlar, nice Mursiler ve nice Menderesler var” dedi.

Hüseyin Gülerce
Beyaz TV ekranlarında yayınlanan Ortak Akıl programında gündemi yorumlayan gazeteci yazar Hüseyin Gülerce, 7 Haziran seçimleriyle ilgili dikkat çeken açıklamalar yaptı. ‘PARALEL YAPIYI SERT RÜZGARLAR BEKLİYOR’

Cemaat oylarının bu seçimlerde de etkili olamayacağını kaydeden Gülerce, 8 Haziran sabahı paralel yapıyı hüzün beklediğini söyledi. Gülerce, “Paralel yapıyı sert rüzgarlar bekliyor. Cumhurbaşkanı’na Yezid diyen Fuat Avni’nin tweetlerini Zaman gazetesi haber yapıyor. Ana muhalefet ellerine su dökemez artık, o hale geldiler. Kabadayılık taslayıp tahrik ediyorsunuz ve bunun karşısında bir şey yapıldığı zaman bağırıyorsunuz. Anlamak mümkün değil” dedi. ‘İSLAM BÖYLE DEĞİL’

Gülerce, “Seçilmiş olduğuna inandıkları bir insanın her dediğini ilahi buyrukmuş gibi yerine getiriyorlar. Kaybettikleri yerde İslam’ı böyle anlamaları. İslam böyle değil.” şeklinde konuştu.

Betül Güngör'ün bugünkü yazısı iyi okumalar😊. 18 Mayıs 1944 gecesi, 15 dakika içerisinde insanlardan evlerini terk etmesi istendi. Kırım’dan sürülen 400 bin insanın yarısı yolda can verdi. Komünizmle- Faşizm arasında telef olan kadim yurt asimilasyonlara tabi tutuldu. Diasporada yaşamak zorunda kalan binlerce Kırımlı yıllarca vatan hasreti çekti.Türk mü, Tatar mı? Tatarlar Türk mü? Viyana’da Osmanlıyı sattılar mı? Osmanlı Paris Konferansı’nda Kırım’ı sattı mı? Turancılığın fikriyat olarak Bahçesaray’dan çıkması İstanbul’da nasıl yankı buldu? Nogaylık bir askeri sınıf mıdır, yoksa bir soy mudur? Kırımlılar Akbudun mudur? Ve benzeri tartışmalarla havanda su dövülürken, Kırım’da Rus nüfusu arttırıldı, Ukrayna’ya bağlı Özerk Kırım’ın içi yavaş yavaş boşaltıldı. Kırım Türklerinin-Tatarlarının arasında sağlanamayan birlik, Moskova’nın işini kolaylaştırdı. Kırım’ın efsane lideri Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu’nun da dediği gibi “Bir yerde 3 tane Türk varsa orda 4 tane teşkilat vardır.”
Kırım direniş hareketinin tek bir silah atmadan gerçekleştirilmesi bakımından incelenmesi gerekirdi ama dikkat çekmediKırımoğlu’nun miting, açlık grevi, konferans ve diplomatik temaslarla yürüttüğü bu insancıl yönü yüksek bağımsızlık mücadelesinin, dünya Müslümanlarına sahip çıkan yüce gönüllü bir tarafı da vardı. Mesela, Rusya’nın Çeçenistan’ı işgalinin hemen ardından dünyanın en büyük Çeçenlere destek mitingi Kırım’da gerçekleştirildi.
Kırım direnişi deyince, önde gelen aktivistlerden Musa Mamut’u da anmadan geçmek olmaz. Kırım Tatar halkının milli hareketinin aktif üyesi Mamut, 1944 sürgünün ardından 1975’te vatanına döndü. Fakat Rusya Mamut’a rahat vermedi. Eşiyle birlikte yıllarca hapis cezasına mahkûm ekildi. 23 Haziran 1978’de de evleri yıkılan Kırım Türklerinin sesini dünyaya duyurmak ve polis müdahalesini durdurmak için üzerine benzin döküp yaktı ve hayatını kaybetti.
Kırım’da soykırım hala bitmek bilmiyor. Modern dünyanın gözü önünde Rusya 1944’tekinin benzeri olarak Kırım’ı 2014 yılında yine işgal etti. 19 milyon kişi göçe zorlandı. ABD de Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım kapsamına Kırım’ı da dâhil etti.

Mansur T. Taşçı'nın bugünkü yazısı iyi okumalar 😊Geçen yaz Gazze’ye ‘Koruyucu hat’ adıyla düzenlenen operasyonda savaşan 60 askerin itirafları yayınlandı.

İsrail’de ‘Sessizliği Kırmak’ adlı insan hakları örgütünün hazırladığı rapordaki askerlerin ifadeleri gösteriyor ki, bunlar çok ciddi ve derin bir akıl hastasının çıldırdıktan sonraki emareleri…

Yaklaşık iki ay süren saldırılarda Gazze’de 2 binden fazla insan çoluk çocuk denmeden katledilmişti.

17 binden fazla ev yıkılmış, 10 bini aşkın insan yaralanmıştı. “Hareket eden her şeyi vurun” emri alan askerler, rengini beğenmedikleri evleri zevk için vurmuşlardı. Yaptıkları itirafta kendilerini bir savaş oyununda hissettiklerini söylemişler.

Bütün bu katliamı yaparlarken, İsrail’in siyonist yöneticileri dünyaya yalan söyleyerek katliamları örtüyorlardı.

İsrail’in siyonist yöneticileri ve askerlerinin, bir savaşın bir tarafı olarak algılanması çok yanlıştır.

Çünkü Siyonist İsrail, akıl hastasıdır.

Hayvan bile aç olmadığı zaman avlanmaz.

Bunlar zevk için çocuk avcısıdır. Rengini beğenmediği için evleri bombalayan, tarlada çalışan kadınları zevk için vuran, vurduran hastadır.

Ve bütün bu katliamları yapabilecek şekilde asker yetiştiren ve bu emri veren adamlar ciddi anlamda ruh hastasıdır.

Ve bütün bu katliamları örtmek için yalana başvuran İsrail yönetimi hastadır.

Bunlar iki ayak üzerinde yürüyen insandan farklılaşmış yaratıklardır.

Bütün dünyanın bunlara ciddi boyutta akıl hastası muamelesi yapması gerekir.

Mavi Marmara davasına bakan hakimler, yargılama sonucunda bunların bir akıl hastanesine yatırılmasını isterse şaşırmam…

Bu durum savaştan, saldırıdan, savaş suçlarından öte bir durumdur.

Bu bir akıl ve ruh hastasının işleyebileceği bir durumdur.

Akıl ve ruh hastalarının dini imanı hak ve hukuku olmaz.

Bunlara karşı insanlık değeri, evrensel değerler, uluslararası hukuk çerçevesinde muamelede bulunmak, kudurmuş bir ite, hayvanseverlik şefkatiyle yaklaşmak gibi ahmakça bir şeydir.İsrail’in siyonist yönetimine ve onun katliam için yetiştirdiği hasta askerlerine karşı bütün insanlık bir karantina bölgesi oluşturup kuduz hastalığına yakalanmış hayvanlara yapılan muamele gibi bir yöntem uygulamalıdır

Most Popular Instagram Hashtags