cocuklarokuyor cocuklarokuyor

364 posts   5,136 followers   880 followings

Çocuklar Okuyor  Çocuk edebiyatı kitaplarını okuyor, değerlendirme yazıları ile tanıtıyoruz. @rabiagulcankardas #cocukedebiyati cocuklarokuyor@gmail.com

Sevgili Ekrem, .
Ben de istiyorum o çooook güzel çocuk kitaplarınin hepsi benim de kütüphanemde olsun. Ben de yeni kitaplar edinince dünyalar benim olmuş gibi hissediyorum. Üstelik ben de bu güzel kitaplar daha çok çocuğa ulaşsın istiyorum. Her hafta o kitapları götürüp çocuklara okuyorum. Bazen burdan bazen elden hediye ediyorum. Bir kısmını da arşivliyorum, bir hayalim için... .
Bazı yayınevleri isteyince birkaç kitap gönderiyor, ama biliyor musun bir iki defa isteyebiliyor insan ancak... Zaten bazıları istesen de göndermiyor... Yaptığımız işi fark edip, kendiliğinden teklif eden de bir iki kisi, iki üç kitap..Onların altın gibi parlıyor yeri, hatırımda.
.
Zaten ben "nasıl olsa bana kitap gönderirler" diye başlamadım bu işe... Güzel bir tatil yahut iyi kıyafetler, şık ismi olan içecekler yerine kitap aldım. Kütüphaneye gittim. Seve seve yaptım bunu da.
.
Yani sevgili Ekrem, tasima suyla değirmen dönmez... kitapları bu kadar çok seviyorsan, daha az sevdiğin şeylerin bütçesini kitaplara kaydirabilirsin. Büyüdükçe başka çocuklara da armağan edersin. Zaten yapıyorsun da galiba ne güzel. O yoldan başka yola sapma bence... Bu işin doğru usulü bu...
. (Not: Ekrem yerine başka başka isimler konulabilir. Bu mesajla kim olduğu net olmadığı için rahatça paylaştım. Fakat lütfen.. lütfen...)

İstanbul’un #martı ları kim bilir kaç çocuk ya da yetişkin kitabına, kaç hatıra fotoğrafına konuk olmuştur. Eğer boğazda bir vapur seferindeyseniz, martılarla o keyfin tamamlandığını bilirsiniz.

Bu yazıyı yazarken bile sesleriyle bana eşlik eden martılar, bu günkü kitabımızın da asıl ve asil kahramanları. Rumeli Hisarında akşam yemeği yedikten sonra, Kızkulesi’ne doğru uçan aile, köprü üzerinden geçerken bir tuhaflık sezerler. Köprü hiç olmadığı kadar boştur! Neler olup bittiğini anlamak için hemen kedi Sevgi teyzenin yanına uçarlar ve açık kalmış televizyondan haberi alırlar. Ülkede bir darbe teşebbüsü yaşanmaktadır.

Emekli General dede de, ailesi de bu olaya sessiz kalamaz tabi ki! Hemen organize olurlar. Yavru martı Tombul ilk başta olanları bir film çekimi zannetse de, gerçekte öyle olmadığını anlar. Artık hem martılar, hem güvercinler, İstanbul’un kedileri, köpekleri, leylekleri, iyi birer silaha dönüşen kirpileri yek vücut olup ellerinden geleni yaparlar.

Tombul da elinden geleni yapar o gece. Vatan nedir, millet nedir dedesine sorar, yaşar ve öğrenir.

Sabah olduğunda, yorgun da olsalar, göklerinde özgürce uçacakları bir vatanları vardır.

Kitap tarihi ve önemli bir olayı, çocukların gayet rahat anlayacağı bir kurgu ile bize sunuyor. Çalakalem bir çalışma olmadığı kesin, hızlı yayınlanmış olduğunu düşünsek bile (bir kitabın hazır olma süresini göz önüne alınca…). Hatta martıların dilinden anlatılan hikayede, kendi terimlerini görmek okumayı daha da zevkli hale getiriyor. Kılçıkatar, kemikatar, kanatkol, ezergeçer gibi… “Ne yaparsan yap, işini en iyi ve dürüst şekilde yaptığında vatanına gerçek hizmeti yapmış olursun.” Kitap kahramanların çocuklarına ve kahraman çocuklara ithaf edilmiş.

Çizimler Reza Hemmatirad imzasını taşıyor.  Oldukça güzel ve dinamik.

Herkese tavsiyemizdir,  şimdiden iyi okumalar…

#KimTutarBizi
Yazan: Kübra Gülşah
Resimleyen: #RezaHemmatirad
Erdem Çocuk, 48 sayfa
İstanbul 2017
.
#çocukedebiyatı
#çocukkitapları #15temmuz

Son zamanlarda okuduğum en iyi ilk gençlik romanlarından biri diyebilirim abartısız olarak. Açıkçası kitabı ilk elime aldığımda, tedirginliklerim vardı. Daha ilk sayfadan okuyanı saran, merak ettiren bir metin ile karşılaştım. Hem “bir dakika ya, çok duygusal ve mesaj veren bir metin değil mi bu yani” merakı hem de “kim taşınıyor, nolmuş, bu karakter kim” vs tarzı kurguya dair merakla okumaya devam ettim. Sayfalar akıp gittikçe sevdim kitabı. Evet, gayet güzel, kaliteli bir eser okuyordum.

Temmuz Elması, 15 Temmuz’un mayaladığı bir kitap ve vatanı için insanın yeri gelip dişi tırnağı ile, yeri gelip aklı, sabrı ile savaşması gerektiğini anlatıyor. Bunu yaparken seçilen zaman ilginç. 15 Temmuz olaylarının üzerinden yıllar geçmiştir. Kahramanlarımız, Ömer, özel kardeşi Halis ve en yakın arkadaşları Halil, şehitlerimizin adını almış delikanlılardır. Ömer ve Halis’in babası bir 15 Temmuz gazisidir. Kalp krizi sonucu vefat ettikten bir müddet sonra aile, teyzelerinin bulunduğu şehre İstanbul’a, büyük babalarının evine taşınır. Burada tanıştıkları Halil ile sıkı dost olurlar.

Halis özel ilgi gereken bir çocuktur ve babasının ölümünden sonra garip kabuslar görmeye başlamıştır. Ömer, bu kabuslar sırasında kardeşinin söylediği kelimenin izini sürer. Ona Halil ve İstanbul’da tanıştıkları, babasının can dostu Yasin Naci de yardım eder (Yasin Naci bizi kitabın sonlarına epey şaşırtıyor). Ömer, babası ve çalışmaları hakkında yeni şeyler öğrenmeye başlamıştır.

Kitabı okurken, yeni bir şehre taşınıp eski mahalleyi bırakmış olmanın, bir baba kaybetmiş ailenin büyük erkek çocuğu olmanın duygu durumlarını ta kalbinizde hissediyorsunuz.

Temmuz Elması, ne 15 Temmuz gölgesinde kalmış bir metin ne de 15 Temmuz ruhu, kitapta bir kuple verilip geçilmiş bir mesaj… Hem edebi açıdan hem de verilmek istenen mesaj açısından gayet dengeli bir metin olmuş. Başkan’la görüşmek üzere olan bir çocuğun büyük bahçe karşısında burada ne güzel top oynanacağını düşünmesi gibi de gülümseten, yer yer burnunuzu sızlatan bir roman.
.
(Arşiv)
#15temmuz #çocukedebiyatı #çocukkitapları

Bu seferki tanıtım yazısına mümkün olsaydı “ta ta ta taaaam” diye bir ses vererek başlamak isterdim. Evet, işte karşınızda #KüçükPrens gibi, #ŞekerPortakalı gibi bir çocuk edebiyatı klasiği adayı; KUMKURDU! Yıllar sonra bile okunmaya, üzerinde konuşulmaya devam edecek bir kitap #Kumkurdu … Bahtı açık olanlardan diyelim…

Son derece yalın bir anlatıma sahip olan kitabın kahramanı #Zackarina, ebeveynlerinin çocuk dünyasından uzaklaştığı zamanlarda keşfettiği arkadaşı Kumkurdu ile hayata ve evrene dair konuşuyor, biz de bunları seyrediyoruz adeta. Çocuklarla evren hakkında nasıl konuşulur diye merak ettiyseniz, hemen alıp okumalısınız Kumkurdu’nu…

Karanlıktan korkan bir çocuğa karanlığı kadife bir siyahlık olarak hissettirebilmek, evrenin sonsuzluğunu bir sosisle anlatabilmek, insanın, taşların, anıların hep çok değerli olduğunu fark ettirebilmek gerçekten duyarlı bir anlatımla mümkün olabilir. Çocuk dünyasını keşfederek… Ya da çocuk güzelliğini yetişkinlik kalabalığında kaybetmemekle…

Bacaklarının tepinmesine bir türlü engel olamayan Zackarina, Kumkurdu’na şikayette bulununca, sevgili arkadaşı ona bunun normal olduğunu şöyle anlatıyor: “Büyürken vücudun patlayan mısır taneleri gibi kıpır kıpır olduğunu büyükler çabucak unuturlar! Bunu sen ve ben biliriz, her küçük kurbağa da bilir ama onlar bilmez. Büyüdüler ya hemen unuttular.” Kendi çocukluğumu hatırladım burada. Okuldan eve geldiğimde mutfak masasının etrafında hiç durmadan dönerek anlatırdım o gün okulda olanları anneme. “Artık otur da öyle devam et, başım döndü” derdi annem, “O zaman unutuyorum” derdim ben de…  Bundan sonra hiçbir çocuğa “Biraz dur yerinde!” demek yok! Çocukluğunu hatırlamak ne güzel şey…

Yetişkin gözüyle okuyunca Kumkurdu’nu, “yapma, etme, zıplama, duymuyor musun beni?” gibi ifadelerin aslında çocuklar için gerçekten bir dırdır olabileceğini fark eden ben, oğlumun da dünyasına sert bir duvar çektiğimiz zamanlarda bir Kumkurdu bulabileceğini düşününce önce biraz kıskandım ne yalan yazayım. 🙂 Ben çocuklarımın “Kumkurdu olmalıyııııım” diye içerden seslenen ideal anne, gerçek dünyayı fark edince “Bari Rabia teyzeleri* olsun bi Kumkurdu” deyiveriyor.
(Arşiv)

Birçok insanın aklının almakta zorlandığı bir konudur #kader. Kader bahsini uzmanına bırakalım ama bir konuyu da açıklığa kavuşturalım. Kişinin başına gelen kötü durumları, kaderdir ne yapalım deyip kabullenmesi “kader” değildir. Başımıza gelen iyi ya da kötü her şey kaderdir aslında. Ama bunlara vereceğiniz cevaplar da -kader sınırları içinde olsa da- size kalmıştır. Öyle ya kimse yaz günü bembeyaz kıyafetinin üstüne iki top çikolatalı dondurma düşünce, tüh kadermiş deyip oturmuyor. Evinde hırsız yakalayınca ne yapalım kadermiş deyip hırsızlığa göz yummuyor.

Bizim iyi yürekli tavşan da öyle kolay pes edecek biri değil. Eksik bilgi ve gönül darlığıyla “kaderine meydan okudu” diyecek değiliz. Tam aksine kazadan kadere kaçtı, diyelim biz. Başına kötü bir şey gelince ah vah edip yerinde oturanlardan değil, çözüm üretenlerden oldu bizim iyi yürekli tavşan.

Ben plan program çizim mizim işlerini severim. O yüzden bu kitapta tavşanımız ve arkadaşlarının planlı çalışmalarını ayrı bir tuttum açıkçası. “Aslan tavşan” diye sırtına bir vurasım geldi iyi kalplimizin.

Tavşanlar çocukların ve kitapların sevdiği kahramanlardan. Bir de havuçla birleşince çıtırt hikayeler başlamasın da ne yapsın! Gerçi bazen insanlar da tavşanlar da mide derdi yüzünden avlanır ama neyse. Orası hikayenin sayfaları arasında okuyucusunu beklesin.

Bize de hayata şöyle bir bakıp, nerede ne yapabilirim diye düşünmek kalsın, bu tatlı hikayenin üstüne. (Arşivden)

#İyiKalpliKüçükTavşan
#MichaelEscoffier
Çeviri: Korkut Erdur
Resimleyen: #ElenoreThuillier
YKY, 2013
.
#çocukedebiyatı
#çocukkitapları

İnsan büyüdükçe kendini keşfediyor. Minik bir bebek ellerini, parmaklarını keşfediyor, kendinin parçalarını. Biraz daha büyüdükçe bir ailenin parçası olduğunu, bir toplumun bir görüşün… keşfediyorsun. İnsanın kendini tanıma süreci biraz da nereye ait olduğunu, neyin parçası olduğunu keşfetmekle, konumlandırmakla ilgili.

Peki başlı başına insan, sadece bir parça mıdır? Hem bir parça hem de bir bütün değil midir? Tek başına, her şeyiyle bir bütün. Koskaca kainatın içinde bir toz zerresi kadar bile değilken, gönlünde koca koca kainatları barındırabilecek yine insan değil midir? Küçük alemdir o.

Pezzettino –İtalyanca parçacık anlamına gelip “petsettiino” olarak okunurmuş- Elma Çocuk tarafından ülkemizde yayınlanan bir okul öncesi kitabı. Az metin, sade ve büyük resimler. Karton kapak ve büyük boyutlar. Elimdeki 3. Baskısı.

Pezzettino –yazıldığı gibi okunuşu da güzel aslında- bir küçüğün (çevresindekilere göre küçük) kendi bütününü arama hikayesi. Etrafına bakıp ben acaba neyin parçasıyım diye soruyor. Fakat ne uçan, ne tırmanan, ne yüzen büyüklerin parçaları eksik. Öyle ya eksik olsa nasıl yapsınlar onca işi…

En sonunda bir bilge yol gösteriyor Parçacık’a. Ve bu tür kitapların aslında yaş sınırlaması olmadığını gösteren bir sonla kendini keşfediyor #Pezzettino.

Bu hikaye #Mesnevi den bir beyti hatırıma getirdi: “Şeker parçası olduğunu anladığında bilirsin ki şeker dükkanına aitsin.” 4/368

İnsan hem bir bütün hem bir parça. Ailenin, toplumun, bir milletin parçası. Huyu ile de bir bütün ve bir parça. Erdemlerin farklı oranlarda kendinde vücut bulduğu bir karışım bütünü o. Hem de şekerden bir parça kimi, kimi turşudan.

Pezzettino okul öncesi ve ilkokul çocukları için okunabilecek güzel eserlerden biri. İyi okuyuculardan bir parça olmanız dileğiyle.
(Arşivden)
.
#çocukedebiyatı
#çocukkitapları

“Şimdiki çocuklar” dinozorları pek seviyor. Bizim dinozorlar hakkında en yakın tecrübemiz Denver idi, hatırlayanlar olacaktır.

Sanırım Jurassic Park ile dinozorlar hayatımıza daha çok girmeye başladı. Şimdi birçok kitap, yapım vs mevcut. Dinozorları isimleri ve özellikleri ile bilen çocuklar var. Onlar hakkında okumaktan, konuşmaktan heyecan duyuyorlar vs. (Onlardan biri de @m.ahmetdemir ve @smyr.dmr oğulları Ali Zahit. Onunla dinozorlar hakkında sohbet etmek de çok keyifli)

Dinozor sever çocukları heyecanlandıracak bir eser bu Ayak İzlerinin Esrarı. Annesi ve babası New York’da bir müzede çalışan Fenton, müzeye rahatça girip çıkabilmektedir ve en sevdiği işlerden biri dinozorların resimleri çizmektir.

Çeşitli görevler vs sonucu annesi Hindistan’a, o da babası ile bir dinozor izi araştırmak için küçük bir kasabaya giderler. Alıştığı hayattan çok farklı bir hayat olsa da bu yeni günler, arkadaşı, keşifleri vs ile Fenton hiç sıkılmaz.

Kitap çocuklara dinozorlardan bahsetmek, isimlerini özelliklerini anmak için yazıldı belki. Mesela ben dinozorların az buçuk bazı özelliklerini bilirdim ama yaşadıkları Mezozoyik zamanın 3’e ayrıldığını bu kitapla öğrendim: “Tersiyer, Jura ve Kretase” . Kitapta kurguya güzelce yedirilmiş bilgiler mevcut. Kurgu kısmı da çalakalem olmadığını net olarak gösteriyor size. Ara ara bundan dem vururum ya, eğlenceli bir metin ortaya çıkarmak için mantık hatası dolu, yahut detaylara boğulmuş ilk gençlik kitapları çok fazla maalesef. Burada ise iyi bir senaryodaki gibi, verilen detaylar bile etraflıca düşünülmüş. Mesela Fenton ve arkadaşının bisiklet tekerini değiştirmeye giderken, çamurda bıraktıkları izler hakkında konuşmalarına şahit oluyoruz. Bir dinozor ayak izi araştırma macerası içinde böyle bir detay hem çocuklara konuyu daha iyi anlatmayı sağlıyor hem metne zenginlik, sağlamlık veriyor. Ayrıca kitabın ismine verilmiş ayak izlerinin sırrını da bu bisiklet izi ile keşfediyorlar.

Velhasıl, dinozor sever bir genç okur varsa etrafınızda, severek okuyacaktır. Şimdiden iyi okumalar.  Ayak İzlerinin Esrarı
#Dinozor Dedektifi 1
Yazan: B.B. Calhoun
Resimleyen: Daniel Mark Duffy
@tubitakkitaplar
17.Basım Kasım 2010
134 sayfa, #10+

(Arşivden..)
Taş Masalları masal kitabından oluşan bir seri. Son zamanlarda sıklıkla karşımıza çıkan taşlara benziyor masalların kahramanları. Hani genellikle yuvarlak hatlı, sahil kenarında rastlayabileceğiniz, sivrilikleri dalgaların çarpmalarıyla törpülenmiş güzel taşlar.

Masalların kahramanı dediğimiz gibi taşlar. Karmakarışık durduklarında bir şeye benzetemediğimiz, bir işe yarayıp yaramayacağından emin olmadığımız taşlar. Bu masallarla bir araya geldiklerinde ne kadar da güzelleştiklerini, anlam kazandıklarını, ilmik ilmik bir bütüne ulaştıklarını görüyorsunuz.

Ben en çok üçüncü kitabı, Taş Oyunları’nı sevdim. Karşılıklı yarışmanın neredeyse şiddete doğru evrileceği yerde, ufacık bir değişikliğin nasıl da varılan yeri değiştirdiğini ne güzel anlatıyor. Bir nevi hayırda yarışmanın güzelliğini gösteriyor bize. Bir kazanan olan ve diğer herkesi öteleyen yarışların tek seçenek olmadığını…

Taş Masalları’nın facebook sayfasında “Taş! Taş kafa! Taş kalpli! Farkında mısınız bilmem ama ‘taş’ları hep olumsuzluk belirtmek için kullanıyoruz. Neden? Onlarında duyguları yok mudur acaba? Taşlar dile gelse, şarkı söylese, bize masal anlatsalar acaba ne anlatırlardı? Biz onlara kulak verdik ve çok güzel şeyler dinledik, istiyoruz ki siz de bu güzelliklere ortak olun” diyordu…

Haklılar. Bu taşlar masal suyunda pişmiş taşlar. Tam dimağınıza layık.
#TaşMasalları
Ümit Yaşar & Elif Özkan
Erdem Çocuk, 2016

Zogi, Yayazula, Yayazula’nın Çocuğu… Onu çok sevilen kitaplardan tanıyorsunuz, Julia Donaldson. Bugün yine onun kitaplarından biri var masamda. Hem de pek meşhur: #İyiYürekliDevMemo.

Dev Memo, ilginç bir yerde yaşıyor. İnsanlar, hayvanlar, devler iç içe bu kentte. Gayet normal bir hayatları var gibi görünüyor. Yine aşina olduğumuz bir isim, Axel Scheffler’in çizimlerinden okuduğumuz kadarıyla cüceler bisikletle geziyor, anneler çamaşır seriyor, kediler damda dolaşıyor.

Memo, kentin en pasaklı devi olduğu için –demek ki daha az pasaklı devler de var, ki resimlerde gayet efendi devleri de görüyoruz- biraz üzgündür. “Keşke kentin en pasaklı devi olmasaydım” diye düşünür. Eh, şanslı günüymüş, o gün yeni bir dükkan görür ve dükkandan kendine gıcır gıcır kıyafetler, ayakkabı, kravat vs alır. Hani moda tabirle baştan aşağı değişir Memo ve baya da yakışıklı olur. Dükkandan evine doğru giderken başlar işte asıl hikaye. Memo’nun karşısına ihtiyaç içinde birileri çıkmaya başlar. İlk çıkan bir zürafadır ve boynunun üşümesinden şikayetçidir. Memo hemen kravatını çıkarır, sarar zürafanın boynuna. Giden kravatına rağmen Memo kendini halen kentin en yakışıklı devi olarak görmektedir. Fakat kravatla kalmaz ki! Gömlek, ayakkabı, çorap… derken Memo pek perişan bir halde kalakalır. Üşür de üstelik.

Hikayenin devamı kitapta.. Baktım iyice anlatmaya kaptırmışım…

Memo, yaptığı her iyiliğin sonunda bir güzel bahane buluyor kendine. Nasıl olsa kravatım çorabıma uymuyordu, gibi. Bu özellikle dikkatimi çeken bir nokta oldu. Yaptığımız iyiliği çok büyütmemek düsturuna uygun göründü gözüme, hoş geldi. Amma da çok iyilik yaptım gururuna kapılmıyor Memo. Tabi büsbütün verip zor durumda kalmak da uygun görülmez ya, Memo’nun yaşadığı biraz bu gibi. Fakat karşısına çıkanlar o kadar zor durumdalardı ki, vermesin de ne yapsın…

En son Memo, o beğenmediği kıyafetlere geri dönmek zorunda kalır. Hem de seve seve… Ve kentin pasaklı bir devi olsa da aslında en iyi yürekli devi olduğu için hem o, hem de yardım ettiği hayvanlar çok mutludurlar.

Çocuk edebiyatının kasiklerinden biri Memo. Fazla söze gerek yok, şimdiden iyi okumalar.

Merak insanın başını bazen belaya soksa da, genellikle o olmadan ne öğrenebiliyoruz, ne keşfedebiliyoruz. Keşfetmenin o tarif edilemez keyfini tatmak için önce merak etmemiz gerekmez mi zaten? “Kimin Yuvası?” böyle bir merakı anlatan güzel bir hikaye. Kahramanımız bahçedeki kiraz ağacının gölgesinde bir kovuk bulur ve merak etmeye başlar. Acaba içeride hangi canlı yaşıyor olabilir?

Tahminler peş peşe gelir fakat tahmin edersiniz ki yeterli ipucu olmadıkça hiçbir tahmin diğerinden daha sağlam hale gelmez. Hal böyle olunca arkadaşlar ve aile de tahmin seçeneklerini zenginleştirirler. Fakat hepsi mi hiç biri mi henüz bilemiyoruz.

Kitap “Waterstones Resimli Kitap Ödülü” sahibi Rebecca Cobb tarafından kaleme alınmış ve resmedilmiş. Rebecca Cobb’un çizimlerini görünce ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorsunuz. Öylesine sıcak, sade çizimler.

#Waterstones İngiliz kitabevi zinciri. Her yıl ödüller veriyor.

Hikayenin sonunda ne oluyor? Eh o da ya hayal gücünüze kalsın ya da kitabı alın okuyun ve öğrenin.

Bitirmeden ekleyelim. Belki de merak kadar, o merakın peşinden bıkmadan usanmadan ilerleyebilmemiz için azim ve sebat da gereklidir insana, ne dersiniz?

#KiminYuvası (#TheSomething )

#RebeccaCobb

Çeviren: Sevgi Atlıhan

İş Bankası Kültür Yayınları
.
(Arşivden)

Çocuklarının yediklerine dikkat eden arkadaşlarım var. Mümkünse paketli gıda yemesin, yiyecekse belli markaları tercih etsin, hormonsuz, #GDO suz sebzeler meyveler yesin… Arkadaşları şeker yerken bir çocuğu meyveye razı etmek kolay iş değil hakikaten. Üstelik bir de o meyvelerin doğallığından emin olmak da zor iken… İşte böyle durumlar için annelerin işini biraz daha kolaylaştıracak bir çalışma gibi geldi #UzaylıSebzeler Müzikten Anlar Mı? kitabı…

Kahramanımız Mısır Taneligil bana ikizler burcu arkadaşlarımı hatırlattı. Onlarla tanıştınız mı hiç? Konuşmakta, konudan konuya atlamakta, hiç alakasız gibi görünen bir hatırasını yaşadığınız olaya bağlamakta vs vs çok iyidirler. Bütün gün konuşabilirler ve siz onları dinlersiniz. Mısır Taneligil tam böyle bir karakter. Hem de güzel sesi var. Zaten arkadaşları ile –evet sebze arkadaşları- bir müzik grubu kurmuşlar. Hazin bir olay sonucu grup dağılmış ama sonra o yara da tedavi ediliyor okuduğumuz kadarıyla…

Neyse konuyu dağıtmayayım –Mısır Taneligil etkisi-. Bu sebze grubu bazı tarlalara gelip giden 5 tane takım elbiseli gözlüklü adamın peşine düşerler. Çünkü onlarla gelen bir takım etkiler sonucu tarladaki sebzeler değişmektedir. Tam da Mısır Taneligil’in dedesinin anlattığı masaldaki gibi…

Aslında bu hızlı, soluksuz macera birkaç yıl devam ediyor. Yıllar geçiyor… Ama okurken ne temponuz düşüyor, ne olaylar sakinleşiyor. Böyle olunca gerçekten bir solukta okumak durumunda kalıyorsunuz metni.

Kitapta okuyuculara hem vitaminlerin önemi, sebzelerin faydaları, GDO ve hormonların zararı vs gibi önemli sağlık bilgileri anlatılıyor, biraz kısa ama akılda kalacak şekilde… Hem de çocuklara sebzeler arasında meşhur bazı oyunlardan da bahsediliyor.

Kitabı okuduğum gün bir yemeğe biberle beraber domates ekleyip eklememe konusu mevzu oldu. Ben domates de olmalı dedim, muhatabım hayır gerek yok dedi. “Uzaylı Sebzeler’i okusaydın domatesle biberin ne kadar vazgeçilmez bir ikili olduğunu bilirdin” dedim. Bu da böyle güldüğümüz bir anı oldu.

Bu arada yazarın Gıda Mühendisi olduğunu da biliyor muydunuz? Hal böyle olunca insan daha da güveniyor okuduğu bilgilere…
.
#çocukkitapları #sağlıklıbeslenme

Tohum, içinde ne kadar çok şey barındırıyor. Sadece gerçek anlamdaki bir tohum olarak değil. Bir imge/simge olarak da.

İnsan kendi hayatının bazı dönemlerini tohum olarak düşünebilir pekala. Anne olacağını öğrendiğinde içinde bir tohum olduğu benzetmesini yapabilir. Birçok fikir önce tohum olarak düşer zihin dünyamıza.

Tohumun Rüyası’nı ilk gördüğümde bir kitabevinin çocuk bölümündeydim. Sayfalarını karıştırmak için hiç uğraşmadım aslında. Çünkü her halükarda bu kitabı almak isteyeceğimi biliyordum. Ne güzel bir isim her şeyden önce: Tohumun Rüyası.

Kitapta tohumun rüyasına eşlik eden ve onun kendini bulma, kendini, ne olacağını merak sürecinde tohumumuza cevaplar bulmasında yardım eden tabiatı görüyoruz. Tohumun biraz beklemesi, biraz uyuması gerekiyor. Sonunda filizlenip yeryüzü ile buluşuyor tohum ve macerası başlıyor. Ama kitabımız da tam orada bitiyor.

Evet tam da “şimdi mi?” diye üzüleceğiniz bir anda gibi gelse de hayır aslında değil. Tam zamanında bitiyor tohumun rüyası. Öyle ya büyümek için uyanmak, başını kaldırmak gerek. Büyümek vakti zamanında gelen bitişler demek.

Kitabın resimleri de oldukça iyi. O toprak tevazusu çizimlere yansımış dersem, anlatabilmiş olur muyum? Kitabın cümlelerini saran serin bi örtü gibi.

Şimdiden iyi okumalar. (Arşivden..) #TohumunRüyası
Yazan: Nalan Özdemir Erem
Resimleyen: Sahar Bardaie
#SarıGaga yayınları, 2014
#cocukedebiyati #kidsbookstagram

Most Popular Instagram Hashtags