[PR] Gain and Get More Likes and Followers on Instagram.

cocuklarokuyor cocuklarokuyor

292 posts   3315 followers   987 followings

Çocuklar Okuyor  Çocuk edebiyatı eserlerini değerlendiriyoruz.Seçmeden önce buyrun;) @rabiagulcankardas Kids Literature cocuklarokuyor@gmail.com @cocuk.dergileri

http://cocuklarokuyor.net/

Otobüste cep telefonu ile konuşurken mahremiyet sınırlarını yerle bir edip, bütün özel hayatına bizi maruz bırakan, sokakta fütursuzca kahkahalar atan, en ufak bir ters durumda bütün nezaketi elden bırakıp kaba konuşan hatta küfredip şiddete başvuran insanlar sizce de çok artmadı mı?

Çocuklar bazen doğal halleri olarak ‘kaba’ sayılabilecek şekilde davranabiliyorlar. Herkesin içinde pırt sesi çıkarıp of koktu diye durum tespitinde bulunabiliyorlar mesela 🙂 Hasta birine çok korkunç görünüyorsun diyebiliyorlar, üzülüp üzülmeyeceğini hesaba katamadan. Yemekten sonra geğirebiliyor, çamurlu ayakkabılarının nereleri kirlettiğini hiç düşünmüyorlar. Bu halleri bazen çok samimi, bazen sevimli gelse de hepimiz biliyoruz ki, #yetişkinlik, #saygınlık, #seçkinlik çocukken ihmaline göz yumduğumuz o #görgükuralları ndan geçiyor. Bazen bazı kurallar çok detay gibi gelse de günümüz insanına, hepimiz aslında #kibar davranışlar görmek istiyoruz ve o davranışların ne kadar iyi hissettirdiğini çok iyi biliyoruz.

Öyleyse ne yapacağız? Ağaç yaşken eğilir madem, çocuklarımızı bu konuda yetiştireceğiz. Görgülü kuşlar, gördüğünü işler, demişler. Elbette ailede #nezaket , görgü varsa çocuk daha kolay öğrenecektir. Yoksa, ne kadar kitap okutursanız okutun pek de verim alamayabiliceğinizi bilin.

Ne Kadar Naziksin, geniş bir yelpazede görgü, nezaket kurallarını incelemiş. Kitap boyunca okuyucuya eşlik eden Kedi ile, kimi zaman tersinden, kimi zaman direk anlatımla nerede nasıl davranılması/davranılmaması gerektiğini anlatılıyor. Öyle uzun uzadıya da değil. Kısa cümleler, derli toplu maddeler halinde.

Kitabın çizimleri biraz daha naif olabilirdi diye düşünmedim değil. Bu haliyle biraz fazla zıpır, biraz kaba görünüyor gözüme. Belki çocukların ilgisini daha fazla çekiyordur bu tarz.

Velhasıl, Ne Kadar Naziksin şöyle derli toplu görgü kuralları açısından, uzun metinler ve öğretici bir dille bunları okumaktan sıkılacak çocuklar için kısa, öz ve bol görselle desteklenmiş, kuvvetlendirilmiş anlatımı ile iyi bir seçenek olabilir. Tabi önce ailede bunların yaşandığını görmeli ki, kalıcı bir etki de olsun.

Kitabı #8+ kategorisine uygun gördüm. Şimdiden iyi okumalar.
.
#çocukkitabı

Her ne kadar şarkılarda sevilen için kullanılan “kulun kölen olurum” ifadesi kulağa hoş gelse de, normalde bir insanın bir başkasına köle olması kabul edilebilecek bir durum değil. Kölelik kurumu kalkalı çok oldu belki ama bu zamanda da bir yandan teknolojiye vs köleliğimiz gündemde sıkça yer buluyor.

Elimdeki kitabı bir şekilde muhakkak duymuş olmalısınız: Tom Amca’nın Kulübesi.Yanlış hatırlamıyorsam dünyayı değiştiren kitaplar arasında sayılıyor ve yayımlandığı 1852 yılında siyahi kölelerin dünyası başta olmak üzere, hayatı gerçekten de değiştirmiş. Amerika’da köleliğin kaldırılmasında etkisi büyük olduğu söylendiği gibi, 19. yy’da en çok satan roman ve İncil’den sonra en çok satılan kitap da olmuş. Hatta Abraham Lincoln Stowe’e “bu büyük savaşı başlatan, işte bu küçük hanımdır” demiş.

Tom Amca, itaatkar, akıllı, görevlerini hakkıyla yerine getiren bir köledir. Kitap her ne kadar onun etrafında dönüyor gibi görünse de, kölelikten kurtulmak isteyen/kurtulan başka siyahiler/melezler de mevcut. Onlardan bazıları kaçıp, köleliğin olmadığı topraklara giderler. Kimini efendisi azat eder ve o da köle bir yakınını kurtarmak/satın almak için eski yurduna döner. Tom Amca ise, efendilerine her zaman sadıktır. En son yaşadığı yerde öldüresiye dövülmesine rağmen sevgi ve merhamet dolu kalbi ile, kendine bunu yapanları bile affeder. Eski efendisinin oğlu George tarafından cesedi alınır ve gömülür.

Bu haliyle Tom Amca, bir yanağınıza vurulduğunda diğer yanağınızı çevirin öğretisinin kanlı canlı hali gibi görünür. Efendisinin dinine çok bağlıdır ve hep ilahilerine, duaya sığınır.

Tabi bendeki kitap çocuklar için hazırlanmış, kırpılmış hali. 500 küsur sayfa sayısı 144’e düşmüş. Bu kırpılmanın kopukluğu epey belli. Özet gibi bir metni okuyarak kitap hakkında pek de doğru fikirler elde etmek mümkün mü bilmem. En azından orijinal tadı alamayacağımız kesin.

Kitabı 12+ kategorisine koymayı uygun buldum. Dünya edebiyatına açılacağı sırada, kitabın hikayesi, etkileri vs de anılarak bu yaş grubundaki çocuklara tavsiye edilebilir.

#sabırlısakinyürür ve #rüyayiyen den sonra okumak için en sona bıraktığım kitaptı #ayıcıkilehayvanlar. Halbuki çok da temel bir konusu varmış, çok da güzelmiş bu kitap da. #michaelende işte, diyor insan.

Kahramanımız #Yıkanabilir adında yaşlı bir oyuncak ayıdır. Sahibi çocuk büyüdüğü, okula gittiği için Yıkanabilir yastıkların yanında bir dekor gibi kalmıştır. Can sıkıcı bir sinek bir gün Yıkanabilir’e varlığının bir işe yarayıp yaramadığını sorar. Yıkanabilir bunu bilmemektedir ve sinek onunla epey dalga geçer hatta hakaret eder, “aptal-taltal-akılsız-sızsız” diye vızıldar. Bunun üzerine Yıkanabilir varlığının amacını bulmak üzere yola çıkar.

Ne kadar da insani değil mi? Ah sanırım hepimiz bunu bir gün bir şekilde kendimize soruyoruz. Aslına bakarsanız bence modern zamanların birçok eğlencesi de bu soruyu bize unutturmak için. Uyuşuk zihin bu soruyu soramaz çünkü. Soran insan farklı olur, her cazibede durup oyalanmaz.

Yıkanabilir uzun bir yürüyüş boyunca karşılaştığı çeşitli hayvanlarla varlık amaçları üzerine konuşuyor. Burada Çarlinin Çikolata Fabrikası’nı ve Küçük Prens’i hatırladım. Orada karakterlerdeki özellikler, insani bazı zaaflarımızın abartılmış halidir ya. Tıpkı onlardaki gibi bazı hayvanlar aileyi, kimi çalışkanlığı, kimi ayakları üzerinde durmayı, kimi güzelliği, kimi birinin emirlerine uymayı varlık amacı olarak sayar. Siz bu başlıkları alın, kendi hayatınıza bakın. Of of, neler neler dökülüyor değil mi?

Ayıcık derken yaşlı fil ve arkadaşları ile karşılaşır. Onlar da varlığın amacının “varoluşun anlamı üzerine düşünmek” olduğunu söylerler. Tabi orada da Yıkanabilir, sonsuz bir ruhu olmadığı, içi talaş ya da köpük dolu olduğu için epey üzülür. Fakat yine bu nedenle, az sonra bir yılanın midesine inmekten kurtulur.

En sonunda bir kelebekle karşılaşır. Ve ondan hayatın amacının “kendimizi daha da geliştirmek” olduğunu öğrenir. Buyrun sıra geldi kişisel gelişime.
Fakat o yamalı, yaşlı, içi talaş ya da köpük dolu bir ayıcık. Kendini nasıl geliştirebilir?

Onun yanından da eli boş döner. Fakat sonunda aklın(ın) cevap bulamadığı bu soruya bence kalbi ile bir cevap bulur. O da kitapta 😉

Şimdiden iyi okumalar.
.
#çocukkitabı #çocukedebiyati

Kendimi bildim bileli “insan”ı merak ettim. İnsanın davranışları, hisleri, sevinçleri, karakterinin nasıl oluştuğu… Bu nedenle eğitim hayatım çok farklı kulvarlarda ilerlediğinde bile insanın ruhaniyeti, psikolojisi alanında eğitimler aldım, okumalar yaptım, gözlemledim.

Bu süreçte aslında hislerimizin, duygularımızın ne kadar da bizi yönlendirdiğini gördüm. Ki psikoloji de artık “hissediyorum, o halde varım” noktasına geldiğine dair cümleler duyuyorum. Üniversitede çok sevdiğim bir defterimin başında Goethe’nin şu cümlesini yazmıştım: Hissetmiyorsanız, size düşen payı alamazsınız!

Duygular, #hislerimiz en mantıklı görünen kararlarımızda bile bizi büyük ölçüde yönlendiriyorken, çocukluktan itibaren onları bastırmak üzerine kurulu bir sitemin içine doğuyoruz. “Sus ağlama, acımamıştır o kadar!” “Senin karnın nerde ki ağrısın?!” “Bu kadar gülme, ağlarsın!” “Sen nerden bilecen aşkı!” İlkokul öğrencileriyle yaptığım çalışmalarda bile, daha o yaşta duygularını ne kadar da az tanıdıklarını gördüm. E büyüyüp, #depresyon denizine dalında, kendisini o noktaya getiren duyguyu nasıl tanımlasın? Çok öfkelendim, kızdım… Biraz derinlere inince asıl hisler ortaya çıkıyor: kendimi çok değersiz hissediyordum…

#Duygular konu olunca heyecanlanıyorum 🙂 Bu yüzden @tugbaakbeyinan çocuklar için duyguları fark etmek, tanımak üzerine kitap projesi ile kapımı çalınca da çok heyecanlandım. Harika bir fikir dedim. Çalışmaya başladığımızın üzerinden bir sene geçtiğinde nur topu gibi Oyuncak Ev kitabı karşımızdaydı.

Çocuklar bırakalım da duygularını fark ederek büyüsünler. Böylece herhangi bir olayda onları aslında neyin sevindirdiğine ya da neyin üzdüğüne kolayca karar verebilecekler. Böylece insan ilişkilerinde yorumlar üzerinden kanılara sahip olmak yerine (beni adam yerine koymuyor, kesin ondan böyle yaptı) işin perde arkasındaki sebebi görüp (sanırım kendini savunma hissi ile hareket ediyor şu anda, benden zarar gelmeyeceğini anlayınca böyle davranmaktan vazgeçer) hem kendi hem başkalarının hayatına çok daha değerli katkıları olacaktır. Duygular bu uzun hayat yolculuğunda taktığımız, bakışımızı netleştiren gözlükler gibi.

Arşivden... #kediler alem hayvanlar! Öyle bir halleri var ki, sanırsınız dünya onların! Kitapların üzerine kıvrılır uyurlar, en sevdiğiniz koltuğu sahiplenirler, kendilerini sevdirmek için gerekirse zor kullanırlar. Eh neticede çok da şirinler. Edebiyat dünyasının sanırım en barışık olduğu hayvan kedi. Geçen gün öğrendiğimiz üzere Roald Dahl kedileri pek sevmezmiş. Eminim başkaları da vardır onun gibi ama sevenler çoğunlukta. Karşılaştırmaya bile lüzum yok.

Ursula K. Le Guin, adını duyunca “aa bakayım ne demiş, ne yazmış” diye meraklanacağınız bir isim. Özellikle fantastik edebiyat seviyorsanız onu muhakkak tanırsınız. Le Guin çocuklar için kanatlı kedilerin başrolde olduğu bir seri yazdı. Elimdeki kitap, serinin son kitabı. Aslında sanırım bunların bir seri olduğunu bilmeden almıştım Kentte Tek Başına’yı. Gözüm Ursula K. Le Guin ismine ve “Kanatlı Kedi” başlığına takılınca başka bir şey görmemiş. Halbuki kapakta koca bir 4 rakamı var. İlahi ben!

Olaylara ve kişilere boğulmamış kurguları seviyorum. Kanatlı Kediler Masalı 4 böyle bir kitap. Aslında basit bir olay değil kitaptaki. Kahramanımızın bulunduğu yerden ayrılması, şehirde para makinası olarak görüldüğü bir evde geçirdiği günler ve sonrasında annesine kavuşması vs derken güzel bir akış var.

Bu kitap başlı başına bir ders çıkartılacak bir kitap değil belki. Fakat hayatın içinden bir kesit, güzel bir kesit gibi. Ümit var, cesaret var, özgürlük var, anılar var, akıllanma, öğrenme var. Ayrılık, teselli, kavuşma, iyi ve kötü insanlar var. -Daha ne olsun mu dediniz?- Hani bir damla su da, denizi haber verir ya, bu kitap da bir bakıma hayatı haber veriyor diyebiliriz.

Resimleme S.D.Schindler’e ait. İllüstrasyondan çok eski zamanlara ait hissi veren çizimler.

Serinin diğer kitapları da şöyle: Dört Yavru, Yuvaya Dönüş, Yeni Arkadaş. İyi bir hafta sonu okuması için rahatlıkla önerebilirim genç okuyuculara.
#kanatlıkedilermasalı 4

Kentte Tek Başına

Yazan: #ursulakleguin

Resimleyen: S. D. Schindler

Çeviren: Naz Beykan

4.baskı Haziran 2013, 48 sayfa

Arşivden...Bir ormanın ortasındaki düzlükte geçen, sakin bir sabahla kitaba başlıyoruz. Karakterlerimiz daha ilk anda karçımıza çıkıyorlar. İki #filozof arkadaş, erkek bir zürafa ile dişi bir boa yılanı. Hiç oyalanmadan, öyle kahramanca sebeplere gerek duymadan denize gitme zamanı geliverir ve biz bunu hiç de yadırgamayız, tıpkı filozof boa gibi. Denize gidilmesi gerekmektedir ve giderler. Sadece o kadar.

Ara ara sohbet edip, birbirlerine sorular soran iki arkadaş bir süre sonra kıyıya ulaşır. Bu arada boa yılanının akarcasına ilerlediği ve “bölünmez bir varlık” olduğunu, zürafanın ise “kafası meşgul, akıllı” olduğu için düşe kalka, ağaç dallarına çarpa çarpa ilerlediğini öğreniriz.

İki arkadaş kıyıya vardıklarında sahile vurmuş bir kayık görürler. Denize açılmak için başka bir davet beklemeye gerek var mıdır? Kayığa kurulduktan sonra ilk dalganın etkisi ile kara ile bağları kopuverir.

Saltanatlı ve keyifli kısa bir zamanın ardından fırtına baş gösterir ama bizim iki arkadaşımız da filozof olduğundan hiç de öyle panik hali yaşamazlar. “Arkadaşım” dedi sonra, “biz filozof değil miyiz?” “Evet” dedi boa yılanı, “öyleyiz”. “O halde olacakları filozofça beklemek bizim görevimiz” dedi zürafa.

Tam bana göre! Filozofça bekle bakalım neler olacak. Ve olan olur. Kitaba ismini veren Balina Süleyman ile karşılaşırlar. Nispeten sakin ama yine de hareketli bir yolculuktan sonra, Balina Süleyman’la konuşur ve ufka doğru gitmek istediklerini söylerler. Şimdi fark ettim de baştan sona spolier gibi olacak bu yazı. Hemen burada kesiyorum. Fakat tam da heyecanlı yerinde oldu değil mi?

Balina Süleyman kim merak ettiniz mi? Onun denizlerde yüzen ilk balinanın ikinci oğlu olduğunu söylersem? Peki ya ilerleyen satırlarda yeryüzüne ayak basan ilk fil ile karşılaşacaklarını? Ve Balina Süleyman, Zürafa Damon ve Boa Ophedia’yı mutlu bir son beklediğini… Sanırım o zaman kendimi affettirebilirim.

Fatma Çağdaş Börekçi’nin son kitaplarından biri Yer Kirazları Dal Bulutları. Sakin akan ırmaklar gibi bir metin…

Kitapta önce Gülşah’la tanışıyoruz. Gülşah baba özlemi çeken ve onun gibi kahraman olmak isteyen bir kız. Bir Sultan’ın kızı ve iyi bir eğitim görüyor. Ülkesi önce babası tarafından adaletle yönetilmiş. Sonra annesi bu vazifeyi yürütmüş. Ülkenin önemli bir özelliği de masal evine sahip olması. Masal evi, kitaptaki bir çok unsur gibi biraz fantastik, biraz efsunlu bir yer.

Masal evinde yazılan kitaplardan biri yarım kalmıştır. Ülkede Kara Alev lakaplı biri huzursuzluk çıkarmaktadır ki askerler onu köşeye sıkıştırdığı halde ellerinden kaçırırlar. Aslında Kara Alev ile Gülşah’ın yolu bir başka masal gibi ülkede kesişecektir. Gülşah’ın okuduğu yarım masalın, Yer Kirazları Dal Bulutları masalının içinde.

Gülşah kahraman olmayı o kadar çok ister ki, uyku ile yarım masalın içine geçiverir. Masal yarımdır, çünkü o ülkede de tamalanması gereken işler vardır. İşte orada karşımıza masalın haylaz genci Yukuk çıkar.

Yukuk kendisine ümit bağlanmış fakat o ümitleri boşa çıkaracağı düşünülen bir gençtir. 16. doğum gününde işler ters gitmeye, ülkenin saadeti bozulmaya başlar.

Gülşah da masala gelince, Yukuk ile ikisi amaçlarına ulaşmak için bir yolculuğa çıkarlar.

Evet gerçek bir yolculuk bu ama hem de içsel bir yolculuk. Gülşah kahraman olarak anılmak ister ama gerektiği yerde sırf değer verdiği biri kendini iyi hissetsin diye geri çekilirken buluruz. Hep öne atılmayı salık veren hikayelere ters gibi ama ne kadar da insan ruhuna yakışan bir jest.

Yukuk, uykucudur, tembeldir kimine göre, babasının mirası altında eziliyordur hatta. Fakat o da kendi rengini bulur. Kitaptaki iki bilgenin, Masalsım ve Bilge Çelebi’nin dertleşirken söyledikleri gibi babasının bıraktığı yolda değilse de kendi açtığı yolda aynı niyetlerle yürür.

#yerkirazlarıdalbulutları kitabında en büyük sorun çözülmüşken kitabın bitmesini bekliyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki bir başka sorun ortaya çıkıyor. Daha temelden bir sorunla, aslında masalın ayarını güzelce yerine oturturuyor yazar.

Detaylar kitapta. Şimdiden iyi okumalar.
.
#çocukkitabı #çocukedebiyatı

Böyle denk gelişler sizin de hoşunuza gider mi? 😊 Dün akşam farkettim, sevindim. Takipçilerimizi de sevindirelim dedim. Kütüphaneye bakıp bir hediye seçeyim, siz o zamana kadar 2 gönderimizi beğenin, 8 güzel şey düşünün, 4 bir yana tebessüm edin 😉🌹
.
#çocukedebiyati #çocuklarokuyor

Arşivden... “Bi’keresinde” Fatih Turanalp’in kaleme aldığı, @nar.cocuk yayınları tarafından Eylül 2013 İstanbul’da bedene bürünen bir kitap. Kitabı Sevgi İçigen resimlemiş.

Yayın evinin “öykü dizisi”nden çıkardığı kitap, çocuklar için masal tadında kısa hikayelerden oluşuyor. #bikeresinde diye başlıyor her yeni hikaye. Her şey bi’keresinde oluyor.

Kahramanımız kah normal bir çocuk, kah bir yelkovan, kah kırmızı bir domates, kah bir şapka oluveriyor. Hiç de yadırgamıyorsunuz bu değişimleri, hiç abartı gelmiyor. Tam aksine insanda, eşyada, varlıkta #merak ve #hayret dolu bir yolculuğa çıkıyorsunuz. #Deyimler dümdüz anlamları ile karşılayıveriyor sizi, hep alıştığınız şekilde onları görmeyince şaşırıyorsunuz. Anlamları üzerine tekrar düşünebiliyor, kullanırken farkında oluyorsunuz böylece. Biraz #çocukbakışaçısı gibi diyelim de daha iyi anlatmış olalım. Neyse o gibi, her şey gibi bazen hiçbir şey gibi. Karnı acıkınca planlarını yiyen, sonra pilav pişirip planlarının yerine dolaba koyan gibi.

Bi’keresinde muhtemelen okuyucuya #hikmetli sözler, derin düşünceler vaad eden bir kitap değil. En azından ilk bakışta… Çocuk okuyuculara nasihat vereceğini vaad eden, ebeveynlere altın değnekle değişim sözü veren bir kitap hiç mi hiç değil. Fakat o kadar hayatın kıvrımlı yollarında, basitliğin (bayağı anlamında değil elbet, sade anlamında) kapsayıcılığında dolanıyor ki siz zaten orada, o satırlarda yazanlardan ayrı bir şeyler de hissediyorsunuz. Ve bu hislere güvenebileceğinizi de biliyorsunuz.

Kitapları okurken ister istemez gerçekleştirdiğim bir kriterim vardır benim. Bu kriter kitaplarda geçiyor mu hiç bilmiyorum. Ben “Bu kitabı kime hediye edebilirim?” kriteri ile okuyorum çoğunlukla. Bu soruya vereceğim cevaba göre şekillenir biraz da kitabın rengi, benim gönül hanemde. Bi’keresinde’yi okurken de bu kitabı hangi çocuk arkadaşıma hediye edebilirim diye düşündüm. Bu satırlar kadar latif, onlar kadar zengin bir dünyası olan bir küçük hanım canlandı gözümde. Elimdeki kitap bana imzalı, onu veremem ama en kısa zamanda bir tane de o küçük hanıma “Bi’keresinde” diyebilirim. Keyifle okuyacağından eminim.

Şimdiden size de iyi okumalar.

#mantıkuttayr çocuk hayal gücünü cezp edecek bir müthiş hikaye. Kuşlar birlikte, kuşlar padişahını bulmak üzere çok zorlu bir yola çıkıyorlar. Şimdinin diliyle “#fantastik ” bir film için eşsiz malzemeler var hikayede. Geleneğimizin kültür ve insan terbiyesi kodlarını ihtiva eden her eser gibi de adım başı #sembol, derin bir mana var Kuşların Şarkısı kitabında.

Evet, elimdeki eserde #kuşlarınşarkısı olarak isimlendirme yapmak tercih edilmiş. Tercih diyorum çünkü bire bir tercüme olsaydı #kuşlarındili olarak çevirmek daha doğru olacaktı galiba.

Kuşların bilgesi/ermişi #hüdhüd, #kafdağı nın ardında yaşayan #simurg un kanadından düşen bir tüy görür. O tüyü görünce, tüyün asıl sahibine olan bağlantıyı kurmakta gecikmez gönlü. Aşk ile yollara düşmek ister. Ama ne demişler evvel refik, sünnet tarik. Önce yol arkadaşı sonra yol. Hüdhüd de bu zorlu yolculukta –sevilene kavuşmak hep zor imiş- kendisine yarenlik edecek kuşlar arar. Bu arayış aslında onlara rehberlik etmek, onları da Simurg’a ulaştırmak içindir. Fakat kuşlar çok “insancıl” bir şey yaparlar, #bahane bulurlar. Alın size kuş hikayesi ama işte size insanın şifreleri. Şöyle bir dönüp bakınca kendimize ne çok bahane üretebiliyoruz. Halbuki yüz gülümseten, o tatmin duygusunu veren sonuçların hepsinin altında bahane olacak nice malzeme ama onları bahane yapmamış bir gayret yok mudur? Bahane üretmekle ilgili kişisel gelişim, kendini gerçekleştirme akımları vs çok şey söylüyor. İsteyen o sokağa da girsin ama biz kitaptan ayrılmayalım.

Sembollerle insana dair şifrelerin anlatılması kişinin, burada çocuğun, kendini bilmesi adına çok önemli diye düşünüyorum. Çocuk tabi ki o derindeki manayı fark ederek okumayacak satırları. Fakat bahane bulup yoldan, zordan, terden kaçıp rahatını seçen her kuşta bence kendi tembelliğinin izlerini görecek.

Kitap, orjinalinden uyarlanmış olsa da çocuklar için hazırlandığı için biraz daha farklılıklar yapılabilirdi diye düşündüm. O yüzden 5+ bile olabilecek kitabı 12+ kategorisine koymak istiyorum. Aslına bakarsanız 3 yaşındaki oğluna da bu kitabı okuyan bir arkadaşım var. Haliyle epey tüylerini yoluyor kitabın, sadeleştiriyor 😬

–Arşivden–MASUM KURTLARI RAHATLATAN KİTAP

Bu eğlenceli kitabı, biz yakınımızdaki halk kütüphanesinden aldık okumak için. Kütüphanelerin çocuk kitaplığı bölümlerinde ne güzel kitaplar varmış meğer. Görünce raflardaki kitapları, çok ama çok sevindik çocuklarla beraber.

Gelelim, kitaba…

Kitap hakkında söylenecek ilk şey, resimlerin kalitesi… Ayşe İnan Alican, evine kapanıp uzun süre bu kitabın resimlerine çalışmış; tabii emeğine değmiş. Kitap 2009’da Çocuk ve Gençlik Yayınları derneği tarafından yılın en iyi resimli öykü kitabı seçilmiş. Resimleri, Andersan masalları tadında bir renk vermiş masala. Mutfaktaki detaylardan, yavru kurdun oyuncaklarına kadar pek çok ayrıntı göze hoş geliyor. Sayfalar arasına serpiştirilmiş kitapların isimleri de dikkate değer; Yavru Kurtların Gelişimi, Şimdiki Kurtlar Harika, Çizmeli Kurt, Benim Adım Kırmızı (Kırmızı Başlıklı Kız’a atfen sanırım), Ninemin Kurdu, Çalıkurdu…

Kimdir bu yavru kurt? Brokolili makarna yiyen, mantarlı pizza seven, ninesine yiyecek götüren Kırmızı Başlıklı Kız’la, Nine’yle ve Avcı’yla karşılaşmaktan korkan kurtgillerden biri işte!

Ormanda tek başına gezintiye çıkmak isteyen yavru kurdu, telaşlanan annesi bir mini sözlü sınavdan geçiriyor. Ve hep beraber görüyoruz ki, yavru kurt dünyayla tanışmaya çoktan hazır!

Kurtlar da iyidir aslında, insanları severler ve sevilmeyi isterler; diyebiliriz masalın sonunda.

Yani aslında; yapıştırdığımız etiketler, öylece kalıyor yapıştırdığımız yerde. Genellemelerimiz, ne çok canı yakıyor belki de, bilmiyoruz. Sonra masumiyetini ispat etmek için et yemekten vazgeçen kurtlara dönüyor etiketlediklerimiz.

Bu kitap, Kırmızı Başlıklı Kız masalını anlattıktan sonra çocuğunuza okuyabileceğiniz bir kitap; yoksa pek anlayamazlar tabii ki.  Kafiyeli metinlerini çocuklar seviyorlar. Daha minikler de resimlerine bakıp sevebilirler kitabı.

Kitabı incelerken şöyle bir şey geldi aklıma; Kırmızı Başlıklı Kız’a dair bir masalı, o masalın havasına göre resimleyen ressam, bizim padişahlı, şehzadeli Türk masallarına dair bir kitabı da resimlese de, biraz daha şenlense gönlümüz… Ne dersiniz? Güzel olmaz mıydı?

Kitap okumakla, ilimle ilgili acaba neden yalayıp yutmak deyimini kullanmışız ki? Bu bilgileri yalayıp yuttum. Hani diyorlar ya ne yerseniz osunuz diye. Galiba bu yüzden. Yediğin her şey damarlarında kan, vücudunda can olduğuna göre, okudukların da dimağında lezzet, ruhunda kuvvet oluyor. Dilin, kelimelerin güçleniyor. Belki de bu benzerlik nedeniyle yemeğe ait bir fiili kitap okumak için de kullanıyoruz.
Elimdeki kitap bu fiili mecazi olarak değil bire bir olarak anlamış bir kurgu: Kitapsever Bay Tilki. Kapaktaki resim sizi içeride olacaklara hazırlamak istiyor gibi görünüyor. Boynuna peçetesini bağlamış bir tilki, tabağında duran kitaba tuz ekiyor! Olacak iş mi?! Olmuş valla.

Bay Tilki onulmaz bir kitap yiyicidir! Tabiri caizse varını yoğunu kitaplara adar, eşyalarını bu uğurda satar. Artık bu işe bir çözüm bulması gerekirken kütüphaneyi keşfeder. O da ne?! Hem bedava kitap alınan bir yerdir burası hem de göz alabildiğine kitap vardır. #kütüphane görevlisi gelen şikayetler üzerine ters giden bir şeyler olduğunu anlayana kadar da Bay Tilki’nin keyfine diyecek yoktur. Fakat bazı sayfalarda burnumuzu sızlatan vahşi bir hayvan kokusu, bazı kitaplarda denk gelinen kemirilmiş sayfalar ve bazı kitapların hiç geri getirilmemesi gibi garip olaylar yaşanır olmuştur. Sonuç olarak #baytilki kütüphaneden men edilir. Bay Tilki bu defa gözünü daha da karartır ve olayların sonucu yolu kendisine okuma yasağı konan bir hücreye düşer. Çaresizlik insana neler yaptırıyor. Bay Tilki’nin aklına son derece akıllıca bir fikir gelir ve oturup kendisi yazmaya başlar. Öyle ya, bunca kitabı yalayıp yutmuş biri niye yazmasın!

Kitapsever Bay Tilki, kapak çizimine rağmen kaliteli bir okuyucu olacak diye mi düşünmüştüm acaba? İyi bir okur gibi olmakla beraber aslında obur bir tüketici gibi de görünüyor ve bu biraz irkilmeme sebep oldu galiba. Damak zevki yok diyemeyiz, nitekim çaresiz kaldığı bir dönem broşür vs tüketir oluyor ve midesini bozuyor. Fakat yine de doymak bilmez bir iştah sahibi. Bu haliyle okuyucuya bazı uyarılarda bulunuyordur belki de. Oku, oku ama yemeğini seçer gibi okuduklarını da seç.Bu yönüyle verdiği mesaj hiç de az değil.

Most Popular Instagram Hashtags