[PR] Gain and Get More Likes and Followers on Instagram.

caspel2 caspel2

315 posts   445 followers   242 followings

Caspel2  "münakaşa caiz değildir," (imam şafii),kişinin egosu da devreye girip doğruyu bulmaktan ziyade haklılığın ispatı kavgasına dönüştüğünden olsa gerek...

bağdat'ta üstü çıplak gezen bir kadın var imiş. bağdatlılar, bilhassa erkekler ayıplarmış bu kadını fakat bir şey de yapmazlarmış meczup görüp. bir gün kadın feryat figan ederek erkeklerin bulunduğu bir yere doğru koşmuş, "çabuk bir örtü verin üzerime örteyim" demiş. millet şaşırmış, "sen üstün çıplak gezerdin, ne oldu da örtünüyorsun şimdi?" demiş. "erkek geliyor erkek, abdülkadir geylani geliyor." cevabını alan "erkek"ler yerinden dahi kalkamamış, söz söyleyememiş... not:anlayana sivrisinek saz,anlamayana orkestra senfoni az...

tasavvufta ihlasın inceliklerini en iyi anlatan menkıbe şudur: "müridin bir tanesi şeyhinin yanına geldiğinde onun yüzüne bakar göz yaşlarına boğulurmuş. meğerse müridin basireti açılmış ve levhi mahfuzu okuyabilir hale gelmiş. orada şeyhının ismini cehennemlik olarak görüyormuş.

mürid "şeyhim sen allah’ın dinine allah için allah’ın kullarına bu kadar hizmet ediyorsun, levhi mahfuzda ismin cehennemlik yazıyor ona ağlıyorum"
şeyh "sen o yazıyı bugün görüyorsun. ben o yazıyı otuz yıldır görüyorum. cenab-ı hak’tan umut kesilmez. hakkıyla kulluk vazifemi yapar isem allah’dan da umudumu kesmez isem o yazının allah indinde kıymeti yoktur. ister siler ister yazar. kimse karışamaz" buyurunca, mürit levhi mahfuzda şeyhinin şaki isminin bir anda silindiğini ve yerine said yazıldığını görür. şeyh müride "gördün mü oğlum allah’ın işini. yazının allah indinde kıymeti yoktur; dilerse siler dilerse sabit kılar. o varı yok eder; yoku var eder. yaptığı işten kimse onu mesul edemez. allah için yazmak bozmak her şeyler kolaydır. yapamayacağı hiçbir iş yoktur" der.

evet, bu sırrı anlayamayan kimsenin ilgisi de, sevgisi de, bağlılığı da hep belirli nedenlere istinat eder. umduğunu bulamazsa bir anda kopar, uzaklaşır. işte bu kimse sevgiden tek damla nasip alamamıştır; zira çıkar için sevgi, sevgi değildir. gerçek sevgi koşulsuzdur ve ancak şuurun üst mertebelerine eren kişinin haddidir...

toprağın altındaki tohum çatlar ve filizlenir. o filiz, nihayet toprağı yarıp hava alemine çıkar. zamanla kocaman ağaç olur ve meyvelerini verir. toprağın altındaki o tohumun tüm bu olanlardan haberi yoktur; zira hava aleminde olanlar onun görüşünün dışında kalır.
tıpkı yukarda verilen misaldeki gibi, toprak/madde aleminde yaşayan insan, bir tohumdur; ondan çıkan filiz, alem-i gayba doğru yükselir ve zamanla kocaman bir ağaç olur. ancak kimininki tûbâ ağacı olup nurdan cennet meyveleri dökerken, kimininki de zakkum ağacı olup ateşten zehirli meyveler verir.
alem-i gaybda cereyan eden bu hadise, beş duyu kaydındaki insanın görüşü dışındadır. ancak peygamberler ve evliyalar için bunlar apaçık müşahade edilen gerçeklerdir...

insan asla doymaz,öylesine hırslı yaratılmıştır.ne kadar verirsen ver "daha yok mu?" der.bu kadar hırs elbette ona boşuna verilmemiştir.aslında ondaki büyük arayış istidatını gösterir.bu istidat ancak gayeler gayesi olan allah'ı arama işinde kullanıldığında yerini bulur ve insanın o bitmez tükenmez açlığına son verir.evet...insan ancak allah'a yüzünü çevirdiğinde kanar ve doyar ve huzur bulur.bunun haricindeki herşey tuzlu su içmek gibidir,içtikçe susuzluğu daha da artar...

akıl, ruhun elinde bir cihazdır. ruh şah, akıl ise onun emrine amade bir vezirdir.

bu cihazın atıl halde kalmasına "ahmaklık", yersiz kullanımına "cerbeze", dengeli kullanımına ise "hikmet" denilir...

huzur tatmin olma hissiyle doğrudan bağlantılıdır... derin bir nefes alıp karşısındaki manzaradan memnun olan kişi huzuru bulma yolunda doğru istikameti keşfetmiş demektir.. istikameti bulmak yetmez elbette.. o yönde yürümek de lazım...yılmadan yorulmadan yürümek lazım.. işte bu yürüyüşün kendisinde saklıdır huzur.. yani yolda.. doğru istikamette yılmadan yorulmadan yürümek huzurlu hissetmenin ta kendisi.. yani macera bittikten sonra değil; o devle savaşırken, o labirent misali karanlık zindanda kaybolmuşken, en yakınınızın ihaneti ile yıkılmışken gerekiyor size huzur.. yani -sanılanın aksine- en dipte olmanız gereken yerde.. yerin kırk kat altında karanlıklara gömülmüşken, dağların ardında doğmakta olan güneşe olan samimi inancınızda saklıdır huzur.. o güneşin sıcaklığını, kendisi yokken bile hissedebilmenizde saklıdır.. bir hayal kurmak değil, o hayale inanmaktır huzur.. insan elde ettiklerinden çabuk usanan bir varlık olduğu için sadece elde edilenlerle huzur bulunamaz.. o an etrafında ne varsa ondan memnun olmaktan, daha iyisi için yüreğinin içinde muhkem bir umut filizlendirmekten ve bunun için gayretle çalışmaktan başka bir şey değildir huzur.. o umuda inanmak ve o inanç ile gülümsemektir.. tatmin olmaktır.. belki çok tekrar ettim, ama etmeliyim; tatmin olmaktır.. an'dan razı olmaktır huzur...

devlethanemin en revnaklı taht-ı revânına kurulup, yanımda, yöremde lüzumsuz bir kalabalık olmadan, hiç değilse bir sûzidil peşrevle başlayıp yudum yudum nihayete erdirdiğim... gönül ister ki günde 3 vakit olsun. ama madem ki yâr o'dur, ne kadarını lûtfettiyse o kadarına boyun eğdirir...

geçtiğinde yeniden gelmeyeceğinin, geldiğinde yine geçmeyeceğinin garantisi yoktur. iyi ki de öyledir. diğer türlüsünü kaldıramaz insan fıtratı... aslında özlemin de kaynağı bellidir de, işte insan, eni konu çamurdan yaratılmış, bir yanı eşref-i mahlukat, diğer yanı esfel-i safilin neticede...tıpkı bu satırları yazan gibi gaflete çabuk kapılır. gaflettendir, hep yanlışı özler.. derler ki; göz cemal ister, insan bu yüzden özler. aks-i sada bulmazsa sözler, özler...var olduğumuz için özlüyoruz kısacası. o yok olduğu için değil.
bir yok olabilsek, özlem de bitecek...

ahmet murat...

bazı şeyler tamir edilmiyor. edilmek istense de edilemiyor. uğraşılıyor da olmuyor.

dargınlık tam da böyle bir şey. tevekkül ile, rıza ile ilgisi yok. kadere razı ama dünyaya dargın olabiliyor insan. bildiği şeyleri bilmezlikten geldiği zamanlar geçtiğinde, bildiklerine şükrederken bile, en iyi bildiğine dargın kalabiliyor. hayatın sınırsız bir çizgide kurulamayacağını daha genç iken öğreniyor isek de bu bile dargınlığımıza mani olmuyor. hayal kurmaya bile müsaade yok zannediyoruz. aslında hayal bile kurmaktan çekinen olduğumuzu kabul etmek zor geliyor. insan bir şeyin gerçekliğinden emin olunca aksini düşünüp gerçek değilmiş gibi davranamıyor.
rıza göstermek zaman alıyor ama dargınlık aniden filizleniyor. insana kendini hayattan alacaklı hissettiriyor. nefes almak bir süre sonra herkeste ve her şeyde bu borcun bedelini aramaya dönüşüyor. böyle bir borç yokmuş. eskiler öyle diyor. ama iyice eskimeden, paçavraya dönmeden hatta, borcun olmadığına inanılmıyor.
borç yoksa alacak da yok öyle mi? hisse yoksa söz de yok. oyun yoksa perde, kalp yoksa aşk, efkar yoksa duman, yol yoksa yolcu yok öyle mi?
dargınlık var işte. içimizde böylece sürükleyip durduğumuz bir dargınlık. o kadar yorgunuz ki üstelik, dargın saflarında darmadağınız. artık esamemiz okunmuyor...

bir gün hepimiz gerçekten her şeyi bırakıp leylâ'yı götüren kervanın peşine düşüp iz süreceğiz.

gözümüz kapalı, sersefil, dizlerimiz yara bere içinde, susuz, suskun, canhıraş, yana yakıla, döke saçıla, savrula savrula yürüyeceğiz...

“hiçbir olay karşısında büyük sevinç ya da büyük üzüntü duymamalıdır; bunun bir nedeni, bu olayı her an yeniden biçimlendirebilecek olan tüm şeylerin değişebilirliğidir; bir başka nedeni de bizim için yararlı ya da zararlı şeyler hakkındaki yargımızın yanıltıcılığıdır; bu yanıltıcılık yüzünden hemen herkes bir defa, sonradan kendisi için çok iyi olduğu ortaya çıkan bir şeyden yakınmış ya da en büyük acıların kaynağı olacak bir şeye sevinmiştir.” yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar - schopenhauer

nenemiz dedemiz bunu şöyle özetler idi; her şerde bir hayır vardır...

Most Popular Instagram Hashtags