caspel2 caspel2

269 posts   410 followers   290 followings

Caspel2  "münakaşa caiz değildir," (imam şafii),kişinin egosu da devreye girip doğruyu bulmaktan ziyade haklılığın ispatı kavgasına dönüştüğünden olsa gerek...

gece izafidir... dertlilere katran karası iken dertsizlere vakitlerin hasıdır. gündüzün celâlini güneş batınca cemâle çeviren karanlıktır. koyu siyah gibi görünse de, malûmunuz, siyahın beyaza en yakın olduğu ândır.
hayatın hay huyu bitmez, hayy'dan gelip hû'ya giden insan için. yaşamak macerasının en telaşsız zamanlarıdır. en düşkünü bile dünya için koşturmadığı nadir zamanlardandır. zalimlerin bile zulümlerine ara verir diyesim geliyor ama insaf dünyadan irfanla birlikte el etek çekeli çok oldu. şehirlere her gece bombalar yağıyor artık. insan denen mahlûkun "en şerefli" olmak yerine beş para etmezliği tercih edişi karşısında gördüklerini görmezden, bildiklerini bilmezden, duyduklarını duymazdan gelen, tabiatı gereği, varlığı ihata ederek her şeyi setreden gecenin içine bile sığmaz oldu yapılanlar. kir ve kötülük taşar oldu, taşıp da üstümüze çullanır oldu.

yine de, katran karası kesilmesi kaderinde emredilmediyse, insan için hakikatte eşref zamanıdır. içimizin sesini dinlemek, sesine sesimizi katarak söylemek, "o söyledi ben dinledim, ben söyledim o dinledi" diyebilmek için en elverişli demlerdir.hatta sâfalardır.
o halde niyaz ile bitirelim, madem ki varsın, madem ki ant içilmiş sana, dertlilere katran karası kesilme, aksine koyu siyah bir merhem gibi onar yaraları. kucağında kıvrılmaktan memnun olanlara da aç kapılarını. aç ki mamur olsun içimiz...

Allah'ın yasaklarından kaçınmak, emirlerine uymaktan daha öncelikli ve değerlidir. çünkü yasaklardan uzak durmakta nefsin hiçbir hazzı yoktur. "her ne şey ki, onda nefse muhalefet daha ziyadedir; o şeyde fayda daha çoktur ve kurtuluş yoluna daha yakındır. zira, şer'i tekliflerden asıl maksat, nefsin kahrıdır. zira, nefs, kendisini allah'a karşı düşmanlığa saplamıştır. bu manada bir kudsi hadis şöyle geldi: "nefsine düşman ol; zira o, bana düşmanlığa saplanmıştır."(421. mektup'tan)

hz. isa, "velayet" yani ruhani yönü, beşeriyetine baskın bir peygamberdir. dolayısyla insanları bir yeryüzü düzenine değil göklerin düzenine davet etmiştir. velayet yolunda olup istikametten ayrılanlar "deccallaşırlar". deccalizm, hz. isa ekolünün ters kutba savrulması ile husule gelir. hz. isa gökyüzü cennetine davet ediyorsa, deccal da yeryüzü cennetine davet eder. tüm spritüalist akımlar deccalın tarikatına mensupturlar.

hz. ali de aynen hz. isa'nın meşrebinde olan büyük velayet ehli bir zattır. onun yolundan gidip istikametten ayrılanların hâli de, aynen sapmış hristiyanları andırır. kolayca tahmin edebileceğiniz üzere bunlar şii'lerdir. şii'ler deccalizmin islam dairesindeki karşılığı olan "süfyanizm" cereyanına dahildirler. ruhbanlık örgütlenmeleri papalıktan hallicedir.

hz. musa, "nübüvvet" yani madde plananına ait düzen ölçülerini taşıyan bir peygamberdir. onun yoluna mensup olup istikametten ayrılanlar da "firavunlaşırlar" ve insanlığa zulmederler. bugünkü yahudilerin sıfatı firavunluktur.

hz. musa meşrebinin müslümanlar arasındaki sembol ismi ve temsilcisi ise hz. ömer'dir. kendisinin adaleti ve düzen kuruculuğu cümlenin malumudur zaten. işte bu meşrebin sapmış, yoldan çıkmış firavunlaşmış, zalimleşmiş mensupları ibni teymiyye takipçileridir; yani vahhabiler, selefiler, suudlar, ışid'çılar vs... yahudileşmiş vahhabiler/selefiler veya hristiyanlaşmış şiiler; al birini vur ötekisine.

genel bir kuraldır; cins cinsi çeker.

nerede bir deccallaşmış manyak varsa, gider kendi gibi sapık tarikatçıları, spritüalist akımları, yogacıları bulur katılır.

nerede de, firavun kılıklı bir tip yetişirse, o da gider ışid'çı, selefi, vahhabi olur.

kısacası, cins cinsi çeker...

tüm peygamberler tek bir soydan gelirler. hz. ibrahim'den sonra bu aile ikiye ayrılmıştır. ishak a.s. israiloğullarının babasıdır. bu soydan israiloğulları içinde çok sayıda peygamber çıkmıştır. hz. isa bu soydan çıkan en son peygamberdir.. hz. ibrahim'in, hâcer'den olan diğer oğlu ismail a.s ise mekke'de kureyş kabilesinin büyük babasıdır. o soydan bir tane peygamber çıkmıştır.

her peygambere son derece tabii olarak vahiy kendi ana dilinde indirilmiştir.

esasen şu anda yeryüzünde konuşulan dillerin tamamı bozulmuş dejenere dillerdir. kök dil, bugün "süryanice" tabir ettiğimiz hz. adem'in konuştuğu dildir. günümüzdeki süryanilerle ve onların lisanlarıyla bir alakası yoktur.

hz. adem'in konuştuğu dil olan süryanice, doğrudan sayının sözelleşmiş halidir. çünkü melekler matematik bir dil kullanırlar, daha doğrusu onlarda her mertebe ve iletişimi belli titreşim(zikir) frekanslarına denk gelir. hz. adem ve insanla beraber sayısal dil, sözel hale gelmiştir. cifir, ebced denilen ilimler de bahsedilen mevzuyla alakalıdırlar. "allah adem'e bütün isimleri, öğretti. sonra onları önce meleklere arzedip: eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
dediler ki: "sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.

allah, “ey âdem! onlara eşyanın isimlerini anlat” dedi. âdem, onların isimlerini meleklere anlatınca allah, “size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve ben sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim” dedi." (bakara 31-32-33)

eğer hepimiz süryanice dilini biseydik, kuran'ı tüm sırlarıyla kolayca anlar hatta kerametler dahi gösterebilirdik. ancak gene de iman sahibi olmak ayrı bir şeydir. iblis'in her şeyi bildiği halde imansız olması gibi... zaten kök dili unutmamız/unutturulmamız da bu sebeptendir. insan azmış bir ego sahibi iken, kuran'a erişim sağlaması engellenir. araya aşılmaz bariyerler konulur ki, derin sırlar suistimal edilmesin, şahsi çıkarlar için kullanılmasın... kök dilde rakam-harf, harf-rakam dönüşümleri zahmetsizce yapılabilirken, bozulmuş dillerde ilahi kudret hariç, bunu yapmak hemen hemen mümkündeğildir✋️👇👇

27-28'li yaşlar çok kritikdir.

bu yaşta ya ilk zaferinizi veya ilk mağlubiyetinizi tadarsınız.

yaş döngüsü 7'nin katları şeklinde gider. "şüphesiz sana tekrarlanan yediyi ve azametli kur'an'ı verdik.(hicr 87)

birinci yedi= aklı belli bir kıvama gelmiş çocuk

ikinci yedi(14)= ergenlik çağı

üçüncü yedi(21)= fikir çağı

dördüncü yedi(28)= fikrin ilk meyvelerini vermesi

beşinci yedi(35)= fikrin sınanması, olaylar ve hadiselerin eleğinden geçmesi

altıncı yedi(42)= olgunluk çağı. kişi katettiği yolun ustasıdır artık

yedinci yedi(49)= olgunluğun zirvesi. pek çok kahraman bu yaşta ölmüştür. burada daire tamamlanır ve başa sarar.

sonuç: eğer 27-28 yaşına gelmene rağmen marifet meyvelerini hasat edemediysen veya hasat etmeye hazırlanmıyorsan veyl sana.

çünkü kural şudur: atamayana atarlar.

derler ki; kaderin binbir vechesi vardır, insanoğlu o binbirin içinden çektiği birisini seçer, yaşar.
kader netameli mevzu, benim anladığım kadarını anlatmaya kelimelerim yetmez. fakat bu üç kelime, çok tehlikeli. bir girdap gibi çekiyor insanı içine. şimdiki aklım olsaydı; onu seçmezdim, şunu söylemezdim, oraya gitmezdim, burada durmazdım, yapmazdım, etmezdim. ya da tam tersi, yapardım, giderdim, yine olsa yine söylerdim.
üstünü biraz kazısak altından bitimsiz dünya meylimiz çıkıyor halbuki. biraz itiraf, biraz da kibir. sonradan da olsa doğruyu buldum ya da zaten hep doğruydum. değişik bir ruh hali. insanın kendine çektiği numaralardan en fiyakalısı gibi. ben bu numaraları yemeyi severim. büyük bir merakla dinlerim söylenenleri, içimden geçenlerin peşine müthiş bir heyecanla düşerim. "şimdiki aklım olsaydı" hikayelerinin ısrarcı takipçisi, en az "geçmiş zaman olur ki" masalları kadar müptelasıyım. öyle olsaydı nolurdu acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. salt pişmanlık değil bu, bazen hiç ilgisi bile yok. sadece merak. bugünümü çok halletmişim gibi diğer ihtimallerimi merak ediyorum. bugünün sınavlarından yüz akıyla çıkmışım gibi muhtemel kaderlerimi kurguluyorum.
ne demiştik, mevzu netameli esasen. serde ipin ucunu kaçırmak da var, başka bir yerde, başka bir zamanda kendinle karşılaşmak var. çok zor olurdu başka zaman dilimizde insanın kendisiyle karşılaşması ve çok kaotik. zamanın bizim için lineer bir kabulden ibaret olduğuna şükreder oluyorum bir kez daha. iyi ki zaman tamamen algılayamayacağımız bir mefhum. iyi ki bir varsın, bir yoksun ile sınırlı. "şimdiki aklım olsaydı" ile başlayan macera "bugünüme çok şükür " ile bitiyor. aradaki gidip-gelme ile de oyalanıyoruz işte...

ismet özel ağabey'in tâbiriyle, "kalın türk"tür. çok şükür ki böyle kalın türkleri analarımız hâlâ doğurabiliyor. tek güvencemiz analarımızdır zaten. o analarımız bize mürşid oldukça, daha nice kalın türkler "önce vatan" diyerek şehid olacaktır bu uğurda. yeter ki türk milleti ezelden ebede var olsun. necip fazıl'ın "gâye tek: ölmemek" derken çok güzel beyan etmiş. ölmemek demek, allah yolunda şehid olmak demektir. insanlar aslında ölümü tadar, ölmek diye bir şey yoktur. bütün insanlar, ya azabla, ya da rahmetle rızıklanırlar alem-i berzahta... bu nimetin tamamı da alem-i ukbada verilir insanoğluna.
orhan veli'nin bir şiiri aklıma geldi; kimimiz ölür, kimimiz nutuk söyler vatan için. bu dünya, böyle bir dünya. birileri satırdan konuşur, iki gün sonra unutulur; birileri de sadırlardan ömür billah çıkmaz.
şehidimizin yüzündeki vakarı gönlüme nakşettim. rahmetli hakkındaki yapılan bütün övgüler, bir damla kanını karşılayamaz. laf ü güzaf etmeğe gerek yok... rûhun şâd, makamın cennetül âlâ olsun ey mübarek insan!

Seni de Vururlar Bir Gün Ey Acı

Seni de vururlar bir gün ey aci
Uçusup durdugun kanatlarindan
Sazın sözün türkülerin tükenir
Ellerin koynunda kalakalirsin

Şakaklarina kar yağıyor bilesin ey aci
Gül açan yüzlerimizde
Gögeriyor rengin senin de

Biz seni
Tâ eskilerden taniriz
Hani göğüslerimize tag olur inerdin
Avuçlarimizda hira dagiydin

Al atlarin tan yerine ayarlanmiş yelelerinde
Akdeniz rüzgarlarina karışan sendin

Biliyorum
Hiçbir tarih yazmayacak
Ve bir sir gibi kalacak yakilan kitaplarda
Göbek basi anasindan henüz çözülmemis bebelerimize
Mitralyözlerin washingtondan ayarlandiğini

Seni de yakarlar bir gün ey aci
Bir taptuk kul gözlerinden vurursa
Parmakların eğrir ağaç tutamaz
Çiğliklarin çaglar asar duymazsin

Ve ben biliyorum
Örümceği, mağarayi, güvercini, asâyı
Ve Ibrahimin baltasini
Ben biliyorum

Nereden başladi bu kesik dans
Ve bu dansa karşi afyonlanmiş hecin yüzlü insanlar kim?

Kim kimin yaninda
Kim kimin karşisinda

Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

Üsküdar kiz lisesinde okuyan genç kiz
Çantasında kimin fotoğrafini taşiyor

Kadiköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
Neden gülüyorlar ki

Seni de vururlar bir gün ey aci
Filistinde sapan taşlı çocuklar
Dalın, kolun, fidelerin, budanir
Kuru bir kütükle kalakalirsin

Öyle bakmayin balkonlarinizdan
Fırat nehri ayrilik çıbanına tutuldu,
Damarlarimizi yirtiyor
Tuna nehri, onulmaz boşnak siziları
Pompalıyor yüregime

Pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
Çeçenyada yiğitler
inancın, emeğin ve aşkın
Kılcal damarlarına ulaşıp sustular...
Ve ne Bağdattan
Ne şamdan
Ne Mekkeden
Ne Diyarbekirden
Ne istanbuldan
Ne Buharadan
Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
Duymuyor

Seni de vururlar bir gün ey acı
Halepçede soldurulmuş gül gibi
Bu sevdaya düşsen sen de yanarsın
Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

Ve siz
Ey analar,
Siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler
Söylerdiniz

Hani siz, fatihler doğururdunuz... Gelin-kızların giysileri kirletildi
Çocuklar hep yetim kalıyor "Elem yecidke yetimen feava"

Ve ben biliyorum
Ben biliyorum
İstanbulun
Bağdatın
Diyarıbekirin
Mekkenin
Birbirine nasıl bağlandığı, nasıl çözüldüğünü sonra
Ey insan
Ey insanlık
Ayağa kalk
✋️👇👇

ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
minicik gövdeme yüklü kafdağı,
bir zerreciğim ki, arş'a gebeyim,
dev sancılarımın budur kaynağı!

ne yalanlarda var, ne hakîkatta,
gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
boşuna gezmişim, yok tabîatta,
içimdeki kadar iniş ve çıkış.

nfk

eski devirlerde dervişler olgunluk kazanmak için sefere çıkarlardı ve bir yerde üç günden fazla durmazlardı. kanıksama ve ünsiyet sebebiyle gaflete düşmemek ve kalplerini hep uyanık tutmak amacıyla böyle bir yöntem gelilştirmişlerdi.

ancak bu yöntem her ne kadar işe yarasa da, başka açılardan bir sürü dezavantaj taşıyordu. ve nihayet abdülhalik güçdevani adlı bir evliya yepyeni bir usul geliştirdi ve yeni usulün 11 prensibini vâz etti.

bu prensiplerden biri de, "sefer der vatan" düsturu idi. sefer der vatan, vatanda sefer demek. yani çıkacağın sefer dış dünyada değil senin iç alem boyutlarında olsun. bunu başarırsan aynı anda her iki seferi de yapmış olursun, der.

neden aynı anda iki seferi de yapmış olursun?

çünkü algılayan değiştiği zaman, algılanan da otomatikman değişir. mesela müthiş huzurlu iken dünya gözümüze bir başka gözükür. normalde alelade diye görülen şeylerde fevkaledelikler nazara çarpar. bir ağaç, bir kuş, senfoni orkestrası zevki verebilir...

büyümek istiyorum anne,
hedef seçmektense,hedef olmayı kurşunlara,
vurmaktansa,vurulmayı seçiyorum
doğdum ve irkildim büyüklüğünün karşısında dünyanın,
gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların
insan insanın düşmanı mıdır?
kim kırar gönülleri,
korkmaz mı ve bilmez mi insan
bir gönül kıran onaramayacaktır
ve vurduğu silah er geç dönecektir kendine
ve insan vurduğu kadar vurulur bilmez mi?
nedameti olmayana merhamet değil,
lanet edilir ancak,
çocuklari anne, küçük kurşunlarla mi vururlar?
oysa çocuk merhamet demektir biraz,
inanmaktır,bir uçurtmanın değerli olduğuna bir füzeden
bütün bilyelerimi versem,resimlerimi,topacımı
yetmez mi anne,yok etmeye yeryzünden bütün silahları?
bütün oyunlarda ebe olmaya razıyım
yeter ki bölmesin bir bomba rüyalarımı.
madem savaş,en çok bir çocuğun annesiz ya da babasız olması demektir,
ebelenmek ve daha oyuna girmemektir madem
yakıyorum tahta atımı ve tabancamı.
oyunlarda ne askerim bundan sonra,ne de pilot..
söz, kullanmayacağım bundan sonra sapanımı
oynamak istemiyorum,
sonunda'elma dersem çık'..olmayan hiç bir saklambacı.
ÇOCUKLARI KÜÇÜK KURŞUNLARLA MI VURURURLAR ANNE
AKAR MI ONLARIN DA KANLARI ...

Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'anda buyruk! Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare... (nfk)

haktan gelen "çile emrini" yerine getirmiş bir derviş...

Allah (c.c) kainatı insan, insanı da kendini tanıması için yaratmıştır. hayatın amacı ancak Allah'ı tanıma veya en azından o yolda gayret olmalıdır. çünkü insanın varoluşunun gayesi odur.

kadın olsun, erkek olsun, bir insanın amacı evlilik, kariyer, şu bu olamaz...yaratılış amacı doğrultusunda hareket etmeyen her canlı mutlaka bunun cezasını acı acı çeker. bu yönde hareket etmenin mükafatı ise büyük olur. dünyada huzur, ahirette saadet... bir av köpeğini su dolabına bağlayıp akşama kadar çalıştırırsanız, köpek hem yorgun hem mutsuzdur. ama aynı köpeği akşama kadar av peşinde koşturursanız, köpek yorgun ama mutludur.

işte mutluluk ve huzurun sırrı budur. fıtratın doğrultusunda yaşa...

Most Popular Instagram Hashtags