birceylan birceylan

158 posts   38,149 followers   177 followings

Ceylan Taş  •

"Anne Deniz benim kardeşim değil, babamın kızı AHAHAHHAHAH"
"Anneee abim benim abim değil, deleotu HİHAHAHHAHA"
Çok komikmiş. Evet. Analık tüm kötü şakalara gülmeyi gerektirir, epey güldüm. Bilmiyorum mevzu belki de şu karışık kızartmaydı yalnızca, yani işte nihayet kavuşmanın engellenemez neşesi, anne merhaba deseler ona da gülecektim ya da o an değil de yarım saat önce deseler, bilmiyorum işte, ya bi boş boş gonuşmayın filan diyecektim elli beş yaşındaki amcaların sesiyle. Doğrusu açken, yani açık konuşmak gerekirse, mevzu açılırsa söyleyebilirim tabii, çekilmez biriyim. Biyli titiciksiniz titmiyin yi diyeni tavada hafif mühürleyesim geliyor. Ama işte çocuklar güzelim ramazanı benim şu bayat hamsi halimle özdeşleştirmesinler diye, her ikindi, hiç enerjimle çıkarıyorum onları bi, dondurma yediriyorum, yürüyüp geliyoruz. Üç muhtar, el ele. Annelik, pardon, analık, böyle deyince mana pekişiyor, bazen koca bir yalancılık da. Yiyin siz yavrum, benim canım çekmez. Oysa niye bilmem manyak gibi çekiyor, delirmişim gibi, o dondurma dolabının içinde döne döne yatsam nasıl mutlu olurum. Ama elbette yiyin siz, benim canım çekmez. Yarasın evladım. Oh. Güzel mi, çok mu güzel, çok güzel di mi, öyledir çünkü, hani mesela o limon kabukları filan ağzına gelir ya insanın kımıl kımıl, içinde çiçekler açıyormuş gibi olur. Evet. Yiyin çocuğum. Yok. Çekmiyor. Yok annem. Ye hadi. Ye bebeğim. ALLAH RIZASI İÇİN BİTİR ARTIK ŞUNU BEBEĞİM.
#analigisiznebilirsiniz

nasıl da yılları buldu
bir mısra boyu maceram.

İşte @tazekitap'ın gözleri aşka gülen taze söğüt dalı, Sanatçı Burada Ne Anlatmak İstemiş. Bunun için başından beri çok meraklanıyordum. Eğer yalnızca öğretici bir kitap olsaydı böyle olmazdı, ama komiklikler öyle tatlı tatlı kullanılmış ki, gerçekten çok güzel.
Giriş kısmında şuna benzer bir şey yazıyor, "Bir çocuk bir eseri inceliyorsa ona eser hakkında hiçbir bilgi vermeyin, bırakın incelesin." Bunun gibi bir şey, yazdım bunu. Arcimboldo olmaz da çekirdek taşıyan karınca olur, bırakın incelesin, kendi manasından versin ona, içine girsin.
Yani belki de İnci Küpeli Kız, bunca zamandır tam adı konamayan o tılsımlı bakışlarıyla, kayınvalidesinin evinde kocasına "canım artık kalkalım mı HA NE DERSİN CANIM" demek istiyordur. Hiç o değilden dışavurumculuk. Belki sonra Gustave'in Çaresiz Adam'ı, Picasso'nun Ağlayan Kadın'ı filan hepsi olayın devamıdır, eve gidince kavga etmiştir bunlar, kız kendi annesinin evi olsa hiç böyle demezdir tabii, tabii canım zaten hep öyle olurdur, ah akılsız başıdır ah. Belki Mona Lisa elleri karnında o görümce oturuşuyla ön koltuğa yerleşmenin mutluluğunu yaşıyordur. Enstalasyon. Neyse. Sanat sanat içindir, ellemeyin öyle de kalsındır.
#kuşkitaplığı

@daire.iki yeni doğmuş, iyi ki doğmuş bir bebek. Şu an için yazabildiğim iki yazıyla, daha ziyade yazmak isteyip aman kimseyle uğraşamayacağım için yazmadığım bir sürü yazıyla, kendimce ben de varım büyürken seyretmeye. Yarın 22.00'de, tatlı tatlı, güzel güzel a-çı-lı-yor! Dıptıs dıptıs.

Keyif veren görseller. Foşur foşur foşur, fışt fışt fışt, çiyuu, pat pat pat. Geleneksel bahar temizliği şenlikleri bu yıl yine tüm görkemiyle başladı. Yıkanmadık tek bir iğne deliği kalmayıncaya dek!
Sahalarda görmek istediğimiz hareketler:
Halısız perdesiz cıblak cıblak evler, foş foş yıkanıp ordan burdan sarkıtılmış şeyler, her yer her yerdelik, cinleri tepesindelik, acıkanı susayanı gebertesi gelmek, temizleyip kapatılan odaya dönüp dönüp bakmak suretiyle sürecin devamı için motivasyon depolamak, yorulduğunu oturunca anlamak, ıslak beton kokusu, yeni kurumuş çamaşır kokusu, ay birden acıkıvermek, of bi salçalı makarnayla kola. Hâlâ kola diyor utanmaz vay hâlâ kola diyor.
#goodvibes

Ya çok zengin veya çok fakir, ortası yok, ya fabrika kızı ya ünlü cerrah mesela, ya tezgahtar ya sanatçı, dünyada başka meslek yok, bu kadar kamu yönetimi Mars'ta okundu, işte ama hep çok güzel kızların, eliyle ayağıyla kaşıyla gözüyle of Allahım ne güzel kızların, ayağına taş değmez, taş utanır, saçının teli dahi düşmez, ah hiç hataya düşmez, aklına tek kötü şey düşmez o kızların, o çok güzel erkeklerin, oooo, çoktan rayına girmiş ve hiç ters gitmeyen işlerin, sekteye bile uğramayan işlerin, hay Allah başında bile durulmayan işlerin, eh bir zahmet artık varoluş kaygısı filan çekerken, a-aoow birden aşkı bulup ihya olmaların anlatıldığı;
her gün aynı şeyleri yapan, aynı yere giden, aynı yerden gelen, hayır yani bir gün öyle bir şey olmayan ki, işte o günden sonra hayatı tamamen değişmeyen, anam, babam, görümcem, komşum, sen, ben, normal, düz, fönsüz, şişman, şu, bu, bildiğimiz insanların işte, tek dertlerinin şu az önceki aşka hizmet etmek olduğu, hayata dair başka bir gaye gütmediği filmler kapatılsın iyi günler.

Açıkçası ilk dörtte biri okurken içimden sürekli "bunlar ne diyor, bunlar ne, ben bunları bilmiyorum, bunları da bilmiyorum, ne çok şey bilmiyorum, bohçamı toplayıp köyüme mi dönsem" sesleri yükseldi. Ama hani genç şair ustasına gidip şiir yazmak istediğini, ona ne önereceğini soruyor da, ustası diyor ya, önce git şu bin şiiri ezberle; çırak ezberleyip gelince de diyor ya hani, tamam, şimdi o bin şiiri unut, sonra yazmaya başla.
Onun gibi. Sen ezberlemezsen, ben ezberlemezsem kim ezberleyecek bu şiirleri, nasıl unutacağız?
Adı bilinmese de işte içte dönüp duran şeylere, her yazar kendi ışığını tutuyor. Altını çizdiğim onlarca cümleden hangisini seçmeliyim bilmiyorum, ama şu çok tatlıydı:
"Yazarların, müzisyenlerin, yönetmenlerin mesleklerinde henüz çırak oldukları dönemde imza attıkları ilk eserlerinde rastlanan ve sonraki işlerinde hep aranan "tılsım" dedikleri şey bence duygudur. Sanatçı işinde ilerledikçe bazı şablonları, sistemleri fark eder, işinde ustalaşır ama duygusunu da yitirmeye başlar/Doğu Yücel"
#kuşkitaplığı

Deniz çok acayip ve gerçekten çok özel bir çocuk, değil. İnanır mısınız daha iki yaşında kuantuma merak salmaya başlamadı. Öylesine çizdiği sanılan resimlerde muhakkak bir metafora rastlanmıyor. Ama çok dişli, of nasıl dişli var ya, görseniz evinize kaçarsınız, dipdişli. Kahvaltıda, masanın başındaki sandalye var ya hani, hani bir onun bir bunun sırayla oturduğu o çok kıymetli sandalye, kırıcam onu bi gün hani, imparatorluk tahtı, o işte; bugün sıra Yiğit'te olduğu halde kendisi oturmak için epey huysuzluk etti. "Tapunumanım!" diye diye ağladı durdu. Neyin? Tapunumanım. NEY? Tapunumanım. Ne diyorsun çocuğum, anlamıyorum. Ta-pu-nu-ma-nım!
Tapulu malım diyormuş. Tövbeler olsun, bu kamuya ait şeylerde mülkiyet iddiası güden çocuk doksanlarda bitmemiş miydi? Tapulu malıymış, yek yea göster o zaman tapusunu, hadi göster, göstersene hadi. Geç yerine sıkmayın canımı.
#analigisiznebilirsiniz

"Birceylan atasözü der ki; biz de minimalisttik, ama çeyiz sermeye götürdüler."

YAŞASIN EZİLEN HALKLARIN MİNİMALİSTLİĞİ, adlı yeni yazı blogda. Profilimdeki linkten ulaşabilirsiniz.

Gün.
Yağmur, yollar, tanıdık kapı önleri, yansımalar, resmi kurumlar, asık yüzler, güleç yüzler, komik özgüven patlangaçları, nihayet ehliyet ve maalesef güzelim kimliklerimizi migros club karta çevirmek mecburiyeti, nüfus müdürlüğü sandığım yerin a-aa vergi dairesi çıkması, yani çünkü nasipten öte yol gitmiyor, malum, asansördeki Ölürüm Türkiyem müziği, gülesi gelmek, yakışık almamak, gelmişken şunu da halledivermek ama onu halledebilmek için ayrıca şunların ve bunların da gerekiyor olması, neyse sonra, sigara içen küçükler, gözünün önünde beliriveren kendininkilerin yakın geleceği, kıyamadığından bi tane şaplatmak isteği, içimizdeki teyzeler, napıyosunuz be hergeleler, işe yaramaz herifler, sıra var sıra sıra, bak sıra var, sıra.
Böyle bir gün.

"Günümüzde bile kırılganlığa haksız yere, gereksiz ve antisosyal, hatta hastalıklı, tedavi gerektiren ve olsa olsa merhamet duyulacak bir hayat biçimi olarak bakılmaya meyledilir. Kırılganlıkta var olan duyarlılığın, nezaketin, çekingenliğin ve şefkatin, melankolik yaratıcılığın parlak izleri görülmez.
Elbette ki acı geçer, ama acı çekmiş olmak geçmez. Kırılganlık da öyle bir insani deneyimdir ki, bir kere filizlendi mi hayat boyu sönmez. Ve yapılan her şeyde, söylenen her sözde inceliğin, kabullenişin, anlayışın ve dinlemenin, dile getirilende gizli saklı olan dile getirilemeze dair duyulan sezginin mührünü bırakır."

Böyle bir şey, üzerine ne desem yarım kalır.
#kuşkitaplığı

Bugün her şey aynıyken, yani mesela ne yaparsam yapayım şu haydut gibi uyanma işini bir türlü çözemiyorken, minimum iki saat iletişime açılamıyorken, ama yine de kızarmış ekmek, "kare kare patatesler var ya onlardan işte" ve bandırmalı yumurta yapabiliyorken mesela, çay üstüne çay, kızım bir dur üstüne kızım bir dur, oğlum hadi üstüne oğlum hadiyken, hepsiyle birlikte ama hepsinden ayrı bir şey oldu.
İyiyim Oturuyorum, Altınokta Körler Derneği İstanbul Şubesi'nde gönüllü bir masal kahramanı tarafından okundu ve görme engelliler için bir sesli kitap olarak getem.com'a kaydedildi.
Dolu dolu gözlerle kıkırdıyor kalbim, çok mutluyum ve çok hüzünlüyüm de içten içten.
Başta babamın, sonra tüm görme engellilerin, bastonla yolu kolaçan ederek ağır ağır ilerleyen biri görünce etrafını sara sara yürüyen insanların, sarı bantlara araba park etmeyen insanların, hatta gözlüklü çocukların da gözlerinden öperim, tüm kalbimle.
#iyiyimoturuyorum

Most Popular Instagram Hashtags